|
Giriş
İhtimaldir ki ya siz, yada bir tanıdığınız depresyonun bir
şekliyle karşı karşıyasınız. Hastalığın dolaysız
etkilerinin yanında bir çok kişi, bu psikolojik hastalık
nedeniyle kendilerinin damgalandığını düşünmektedir. Bu
nedenle de; eşi, doktoru veya arkadaşı gibi kendisine en
yakın olan kişilerle dahi bu konuda konuşmaktan
çekinmektedir. Bu durum genelde kişilerin depresyonun ne
olduğu ile ilgili bilgilerinin az olmasından
kaynaklanmaktadır.
Bu yazıyı okuduğunuzda, ilk adımı atarak; depresyon
hastalığı ile ilgili ön yargılardan uzak ve gerçekçi
bilgiler kazanarak hastalığın karşısına çıkacaksınız.
Çünkü aşağıda belirtilen ve daha önce var olan
önyargılarınız ortadan kalkmış olacaktır:
• Depresyon tedaviye iyi cevap veren ve tedavi edilebilen
bir hastalıktır. Modern tedavi imkanlarının birçoğu
depresyon tedavi için kullanılmaktadır.
• Depresyon tedavisinden sonra kusur ve aksaklık
kalmamakta, kişilikteki değişiklikler geri gelmektedir.
Farklılaşmış olan kişi yine “eski hali” ile belirmektedir.
Bu yazı size depresyon ile ilgili aktüel bilgileri
aktarmaktadır. Elinize aldığınız bilgileri gözden
geçirdikten sonra; bilinen en yaygın hastalık ile ilgili
bilgilerinizi arttırmakla kalmayıp, doktor ve uzmanların
soru ve açıklamalarını da çok daha iyi anlayabileceksiniz.
Her birimiz hayatımızın herhangi bir anında üzücü bir
şeyler yaşayabiliriz. Buna karşılık insanların tepkileri
birbirinden oldukça farklı düzeylerde ortaya çıkmaktadır.
Eğer bu böyle olmasaydı, hayat da ihtimaldir ki gereksiz
ve anlamsız olacaktı. İyi ve kötü, sevinçli ve hüzünlü
günler hayatımızı geçirdiğimiz anlara beraberce aittir.
Umutsuz, cesaretsiz, sıkıntılı ve üzgün olduğumuz gün ve
saatleri herkes bilir ve yaşamıştır. Ancak normal şartlar
altında bizler bu şartlardan çabucak ve tıbbi ve teröpotik
bir yardım almaksızın kurtuluruz.
Eğer üzüntü ve sıkıntılar, arkadaşsızlık ve yalnızlık
duygusu, kendini çaresiz ve işe yaramaz hissetme hali,
taşınamayacak kadar ağır ve uzun süreli devam ederse,
kişiler buna karşı bir şeyler yapmak ve profesyonel bir
yardım almak zorundadır.
Depresyonun
Belirtileri
Depresyon geçiren bir kişi, aşağıda sıralanan
şikayetlerden birçoğunu yaşar:
Üzüntü ve Çökkünlük Hali: Sağlıklı olanlar için üzüntü,
yoğun yaşanan bir duygu halidir ve ağlamayı da içerir.
Belirli bir müddet sonra ciddi bir rahatlama ve hafifleme
görülür. Depresyon hastaları bu rahatlamayı hissetmez.
Depresifler çoğu zaman ağlayabilecek durumda bile
değillerdir. Bu hastalar içlerinin bomboş olmasından
yakınırlar. Alman Psikiyatrist Kurt Schneider bu durumu;
“Duygusuzluk Duygusu” olarak tarif etmektedir.
Günlük
Aktivitelere Olan İlginin Kaybedilmesi:
Bununla sadece mesleki alan kastedilmemiştir. Hasta
yakınlarının ifadeleri şöyledir: “Daha önceleri her gün
günlük gazeteleri okur, akşam haberlerini de televizyondan
seyrederdi. Şimdi ise artık hiçbir şey ile ilgilenmiyor.”
Arkadaşsızlık:
Örneğin üzüntülü bir büyükanne sevdiği torunları ile
karşılaştığında, kederli halinden belki kurtulamayacaktır,
ancak hiç olmazsa biraz da olsa sevinecektir. Eğer
büyükanne depresif ise, bu olaydan sevinemeyecektir.
Torunları ile beraber olmak belki de tam tersi bir etki
meydana getirebilecektir. Bu olaydan dolayı belki de
kendini suçlayarak; “ben ne kadar kötü bir insan olmalıyım
ki, torunlarımın gelişine bile sevinmiyorum”
diyebilecektir.
Kendini Suçlama: Kişi o kadar ileri gidebilir ki,
hayatta şimdiye kadar yaptığı her şeyin yanlış ve saçma
olduğunu ifade edebilir. Veya bir yıl önce yaptığı bir
hata tüm düşüncesini kaplayarak, yoğun bir suçluluk
duygusu meydana getirebilir. Kendini suçlama bu tür
depresif kuruntu veya endişeleri arttırabilir. Bu kuruntu
ve endişeler depresif koşullarda abartılmış ve
genelleştirilmiş, ifadeler kabul edilebilir düzeyde
değildir. Kuruntular bir müddet sonra büyük bir suçluluk
duygusuna dönüştürülerek, kendisinin muhakkak
cezalandırılması gerektiği düşüncesini meydana getirir.
Duygulanım Bozukluğu: Bir çok depresif hasta için
karar verme gücündeki bozulma, en kötü şikayetlerden
biridir. Hemen hemen her görev ve iş kendisine büyük bir
dağ gibi görünür. bir şeyler yapabilmek inanılmaz büyük
çabalar gerektirmektedir. Hastanın günlük işlerini dahi
yapabilmesi için büyük bir çaba harcaması gerekmekte, daha
ağır durumlarda kendi arzusu ile bir şeyler yapabilmeyi,
aciz ve güçsüz bir şekilde sadece yatağında uzanarak
beklemektedir. Bu durum konuşmaya da yansıyabilir. Bu
durumda hasta ile konuşmak dahi zordur, çünkü genellikle
ağlamaktadır. Diğer taraftan heyecanlar artmış bir şekilde
de ortaya çıkabilir: Kendini suçlama düşünceleri artmış
olan hasta, bazen tam olarak içsel huzursuzluk haline
girerek, elleri ayakları birbirine dolaşır ve ne
yapacağını bilemez hale gelir.
İçsel
Huzursuzluk: İçsel huzursuzluk yaşanması
hastalar için özellikle üzücüdür. Böyle durumda olan
hasta;” siz benim burada gayet sessiz bir şekilde
oturduğumu düşünebilirsiniz, ancak benim içim kaynıyor ve
patlayacak duruma geliyorum” diyebilmektedir.
İştahsızlık ve
Kilo Kaybı: Depresif hastalarda genelde
iştah azalması ve buna bağlı kilo kaybı ortaya çıkar.
Ancak atipik diyebileceğimiz depresyon türlerinde tam
tersi bir şekilde iştah artması ve buna bağlı kilo artışı
meydana gelir.
Uykuya Dalma veya
Uyku Sürdürme Problemleri: Bazı hastalarda
uykuya dalabilme esas problem olmasına rağmen, hemen hemen
tümünde uykuyu sürdürme problemleri bulunmaktadır.
Genellikle gecenin ikinci yarısında uyanarak; bir daha
uyuyamazlar, düşünceler ve endişeler içinde rahatsız bir
şekilde sabah ederler. Hastaların çoğu kendini sabahları
daha kötü hissettiklerini, akşama doğru hafif bir
rahatlamanın oluştuğunu söylemektedir. Yine atipik
depresyon çeşitlerinde, uykuda tam ters bir görüntü ortaya
çıkarak; hastalar sürekli uyumak isterler, gözlerini
açamamaktan, sürekli halsizlik ve yorgunluk belirtileri
olduğundan bahsederler.
Bedensel
Şikayetler: Depresif hastaların çoğunun
bedensel şikayetleri de vardır. Genellikle fiziksel
hastalık bulgusuna rastlanmaz. Başında bir baskı olması,
göğsünde büyük bir yük varmış hissi, boğazında tıkanma
veya yutkunmada zorluk hissi ve genel bir ağırlık hissi bu
şikayetlere örnektir. Kadınlarda aybaşı kanamalarının
durması yada düzensizleşmesi ile, cinsel fonksiyon
bozuklukları da bu tabloya eşlik eder. Bazen bu tür
bedensel şikayetler o derece artmıştır ki, psikolojik
şikayetler arka planda kalarak, şikayetler öncelikli
olarak depresyonu düşündürmez.
İntihar
Düşünceleri: Hemen hemen tüm depresyon
hastalarına hayat oldukça anlamsız geldiği için, ölüm
düşünceleri akıllarından geçer. Özellikle hastanın
yakınları, doktorlar ve yardımcı sağlık personeli için bu
depresyonun önemli bir özelliğidir. Hastaların ve
yakınlarının intihar düşünceleri ile nasıl başa
çıkabileceği, özellikle son bölümde anlatılmaya
çalışılmıştır.
Depresyonun
Nedenleri
Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Depresyonun ortaya
çıkabilmesi için bir çok faktörün bir araya gelmesi
gerekmektedir.
Daha önceki yıllarda depresyon temelde dört ana gruba
ayrılarak incelenmekteydi. Bunlar:
Reaktif Depresyon (Kişisel olarak yaşanan felaket
ve acılara gösterilen reaksiyon): Tedavi genellikle
psikoterapi ile başarılı bir şekilde yapılmaktaydı.
Nörotik Depresyon (Çocuklukta yaşanan psikolojik
örselenmeler): Tedavi genellikle uzun yıllar süren
psikanalitik terapilerle yapılmaktaydı.
Organik Hastalıkların Sonucunda Oluşan Depresyon:
Beyin kanaması, enfeksiyon hastalıkları veya depresyon
oluşturan ilaç kullanımı.
Endojen veya İçsel Depresyon:
Depresyonu açıklayabilecek geçmiş bir yaşantı veya aktüel
bir olay olmaması durumundaki gruplamaydı. Bu durumda
depresyon nedeni biyolojik bir takım enzimler olarak
düşünülmüştür. Tedavi amacıyla da; özellikle bu enzimlerin
(serotonin, dopamin ve Norepinefrin) tekrar denge halini
almasını sağlayan antidepresan ilaç kullanımı
uygulanmaktaydı.
Bu gruplandırma modern depresyon tedavilerinde artık
uygulanmamaktadır. Çünkü birçok depresif hastanın
depresyon nedenleri bu grupların herhangi birine
katılamamakta; daha çok yukarıda sayılan gruplardan kısmi
parçalar alınarak, çok faktörlü nedenler ortaya
çıkmaktadır (Organik Depresyon hariç). Bugün depresyonun
tam olarak nasıl olduğu ve ağırlık derecesi tespit
edilmeye çalışılmaktadır. Mümkün olduğu ölçüde depresyonu
ortaya çıkaran nedenler tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Daha sonra uzmanlar; bilgi ve deneyimlerine ve hastanın
koşullarına göre, tedavide başarılı olabilecek en uygun
metoda karar vermektedir.
Ancak bugünkü modern anlayışa göre depresyonun nedenleri
nasıl açıklanmaktadır? Aşağıda bir depresyon hastasının
hikayesi üç farklı teoriyi daha net olarak anlamamızı
sağlayarak, çok faktörlü yaklaşımın avantajlarını ortaya
koyacaktır.
Bay A. 35 yaşında, bir firmada bölüm müdürü olarak
çalışmakta evli ve çocuksuz bir beydir. Kendisi 1-1,5
yaşlarındayken, annesi tüberküloz nedeniyle hastanede
tedavi olmuş, fakat iyileşemeyerek ölmüştür. Babası ise
çocuğuna genelde sert ve katı kurallar uygulamış, hayatı
daha iyi bu şekilde öğrenebileceğini savunmuştur.
21 yaşında iken gençlik aşkı ile evlenmiş, şu ana kadar da
bu kişi ile olan beraberliği halen devam etmektedir.
İlişkileri normalden daha sıkı ve dengeli olarak devam
etmektedir. Meslek hayatına başladığı firmada, firma
sahibinin özel ilgisi ve desteğini kazanarak bölüm
müdürlüğüne yükselmiştir. Firma sahibi normalden daha
fazla otoriter ve talepkar tavır içindedir.
Son yıllarda firma sahibi daha zor ve eleştirici bir
yapıya bürünmüştür. Ödül ve cezayı kendi istediği şekilde
dağıtabileceğine ve başkalarının bu konuda hak sahibi
olamayacağına inanıyordu. Aktüel olan son görüşmede dahi
patron, somut problemlerden olan işçi çıkarma ve benzeri
durumlardan dahi haberi yoktu.
Bay A. İlk defa geçen ilkbaharda ağır depresyon
geçirmiştir. Depresyondan bir ay önce eşi, kanser şüphesi
nedeniyle hastanede detaylı bir incelemeye tabi tutulmuş,
şüphe doğrulanmamış ve sağlıklı olduğu görülmüştür.
Depresyon öncelikle uyku bozukluğu ile kendisini
göstermiş, özellikle sabahları konsantrasyon bozukluğu ve
isteksizlikle oluşan iç sıkıntısı oluşturmuştur. Birkaç
gün sonra ise; iştahsızlık ve kilo kaybı bu tabloya eşlik
etmeye başlamıştır.
Çoğunlukla hasta yoğun kuruntu ve endişelerden rahatsız
olmaktaydı ki; bunlar iş hayatını tamamen bozacak hale
getirmişti. Kendi isteği dışında, aklında sürekli, firmada
hatalı işlere neden olduğu ile ilgili düşünceler yer
almaktaydı. Bazı hatalar kısa bir süre önce yapılmış
olmasına rağmen, bazıları uzun yıllar öncesine
dayanmaktaydı. Bay A. Artık kendisinin başarısız ve işe
yaramaz olduğunu düşünüyor, bundan kısa bir süre sonra da
firmadan çıkarılmasını talep ediyordu. Bu arada önemli bir
ayrıntı olarak, hasta kendisini akşamları daha iyi
hissediyordu.
Ayrıntılı ve detaylı fiziksel muayeneler sonucunda hastada
herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Yapılan psikolojik
değerlendirme sonucunda hastaya ilaç tedavisi uygulamaya
karar verilmiş ve 3 haftalık antidepresan kullanımı
sonunda, Bay A. Depresyon belirtilerinden tamamen
kurtulmuştur. Bu aşamada psikoterapi uygulanmamıştır.
Hasta 6 ay süreyle takip edilmiş ve bu süre zarfında göze
çarpan herhangi bir depresif belirti görülmemiş, sağlıklı
bir seyir sürdürmüştür. Bundan sonraki birkaç gün içinde
hasta tekrar bir depresyon yaşamaya başlamış, ilk defada
olan tüm belirtiler tekrar yaşanmaya başlamıştır. Bu defa
ki depresyonu başlatan neden ise, patronunun haksız bir
eleştirisi olmuştur. Bu defa geçen depresyon belirtileri
yanında, intihar düşünceleri de yer almaktaydı.
Depresyonun
Nedenlerini Açıklamaya Yönelik 3 Farklı Görüş
Bu kısa bir hasta hikayesini aktardıktan sonra şimdi,
depresyonu açıklamaya yönelik üç önemli yaklaşımı
açıklamalıyız. Bu modellerden hiçbiri kendi görüşünün %100
geçerli olduğunu ve tam olarak depresyonu
açıklayabildiğini ispat edememiştir. Ancak bu üç görüşten
her biri, depresyonun nedenini açıklamaya yönelik önemli
bulgular elde etmiş ve tespitler yapmışlardır.
Biyolojik görüş
ve araştırmalar; psikolojik
rahatsızlıklara yol açabilecek bedensel değişimler
üzerinde yoğunlaşmışlardır. Araştırmalar sonucunda ortaya
çıkan sonuçlar, depresyonun bedendeki fiziksel değişimler
sonucu oluşabileceğini desteklemektedir.
Örneğin; bir baba bir kez veya daha fazla depresyon
geçirmişse, çocuğu için hayatta bir kez veya daha fazla
depresyon geçirme riski %6 - %24 arasındadır. Diğer
farklı araştırmalar da birincil derecede yakın
akrabalarında depresyon geçirmiş olan kişilerde depresyon
olasılığı, genel toplum ortalamasına göre 1,5 – 3 kat daha
fazladır.
Biyolojik görüşün temel varsayımı, depresyonun ortaya
çıkışında bedenimizdeki fizyolojik değişimlerin büyük bir
rol oynadığıdır. Ancak tek başına depresyonun ortaya
çıkışını açıklayamamakta; açık olarak farklı faktörlerin
de bu tabloya eşlik etmesini gerektirmektedir.
Bazı durumlarda depresyon, aile üyelerinden birinin ölümü
veya boşanma gibi ağır üzüntü veya sıkıntıların
yaşanmasından sonra ortaya çıkmaktadır. Ancak bu gibi
yaşantılar da depresyonun oluşması veya ortaya çıkması
için tek başına yeterli olmamaktadır. Yukarıdaki örnekte
anlatıldığı gibi, patronun olumsuz eleştirisi Bay A. için
tek başına intihar düşüncelerini de içeren depresyona yol
açabilir mi? Depresyon için tetikleyici bir nedenin
olmaması, genellikle biyolojik nedenlere işaret eder.
Şu ana kadar depresyon ile ilgili deneyim ve bilgilerimiz;
depresyonun ilkbahar ve sonbaharda daha sık ortaya
çıktığını, sabahları daha ağır olmasına rağmen akşamları
hafiflemektedir. Birçok bedensel değişim ve aktivite ışık
ve karanlık tarafından idare edilmektedir. Biyolojik
görüşü destekleyici en önemli görüşlerden biri de,
depresyonda antidepresif ilaçların etkinliğidir.
Biyolojik –
Psikiyatrik Araştırmaların Bakış Açısı
Biyolojik – psikiyatrik görüş çerçevesinde ilaçların
depresyon üzerindeki tedavi edici etkisini anlayabilmek
için, beynimizin fonksiyonları ile ilgili kısa bir analiz
yapmamız gerekmektedir.
Beynimiz milyonlarca sinir hücresinden meydana gelmiştir.
Bu hücreler sinir sistemi ve lifleri vasıtasıyla
birbirleriyle bağlantı halindedir. Sinir hücreleri ve
liflerindeki bilgiler oldukça düşük düzeyde bulunan
elektrik akımları ile hareket ederler. Birçok yerde sinir
hücrelerinin birleşme noktaları vardır ki, bu kontak
yerlerindeki aralık, aşağıdaki grafikte büyütülmüş olarak
gösterilmektedir.
Grafik 1) İki
sinir kontak noktası ve taşıyıcı maddeler
Elektrik kablolarında iletimin sağlanabilmesi için
kabloların birbirleriyle mekanik olarak tam bir bağlantı
kurması gerekirken, sinir kontak noktalarında durum
farklıdır: İki sinir hücresi arasında bir boşluk veya
aralık vardır ki, bu boşluk elektrik akımının sıçramasını
önlemek amacıyla bulunmaktadır. Bu aralıkta ön sinirlerden
gelen bilgiler, kimyasal iletici sıvı veya maddeler
yardımıyla sonraki sinirlere iletilmektedir. Ön sinirler
bu boşluğa bilgileri taşıyacak olan taşıyıcı maddeleri
bırakırlar. Bu madde aralığı geçerek karşıdaki sinir ile
kısa süreli bir temas kurar, daha sonra bilgiler tekrar
elektriksel akım haline dönüşerek sonraki sinir
bağlantısına iletilmiş olur.
Biyolojik – psikiyatrik görüş, depresyonun bu aralıktaki
belirli iletici maddelerin olması gerekenden daha az
miktarda olmasından kaynaklandığını savunmaktadır. Bizim
örneğimizdeki Bay A. birkaç haftalık antidepresan tedavisi
sonrası iyileşmişti. İlaç, beynimizdeki taşıyıcı veya
iletici maddelerin bozulan dengesini tekrar oluşturmuştur.
Psikanaliz Bakış
Açısı
Depresyonun ortaya çıkmasında, yaşantılarımız ve
deneyimlerimiz de elbette büyük rol oynamaktadır.
Psikanaliz veya diğer bir ifade ile analitik psikoloji
bireysel yaşantıları analiz edip, araştırmayı amaç
edinmiştir. Çocukluk çağındaki yaşantılarımızın ileriki
yaşantılarımızı da etkilediğini ve bu etki ile ilgili
detayı psikanaliz vasıtasıyla elde ettik.
Psikanaliz açısından Bay A’nın durumu şu şekilde
açıklanabilir: Bay A.’nın annesi hastanede tedavi gördüğü
sırada, kişilik gelişimindeki en kritik dönemlerin birinde
bulunmaktaydı. İnsan böyle bir kaybı çocuk açısından
yeterli derecede etkileyici açıklayamaz: Hayatındaki en
önemli kişi aniden ortadan kaybolmuş, çocuk henüz
annesinden gördüğü davranış, şefkat ve güveni
başkalarından sağlayabilecek durumda değildir.
Bu psikolojik travma hali Bay A.’daki kendine güven
duygusunu azaltmıştır. Bu olaydan sonra kendi hayatını
bilinçsiz bir şekilde şöyle yönlendirmiş olabilir: Mümkün
olduğu kadar annesiyle olduğu gibi yakın ve mutlu bir
ilişkiye sahip olarak; yeniden bir kayıp anlamına
gelebilecek her şeyi önlemek. Bay A. erkenden evlenmiş ve
eşiyle oldukça yakın ve mutlu bir ilişki oluşturmuştur.
Çocukluğunda ve gençliğinde babasıyla olan ilişkilerinde,
bu ilişkiyi tehlikeye atabilecek veya zarar vermesine yol
açabilecek durumlardan korumak üzere babasını sürekli
haklı görmüştür. Bu tutumunu bir yetişkin olarak patronuna
karşı da sürdürmektedir.
Bay A.’daki gelişme bu bakış açısı ile ele alındığında, bu
durumların veya yaşantıların bir hastalığa sebep
olabileceği hiç düşünülmemişti. Bu yaşantılar sadece,
kişiliği etkileyen çocukluktaki yaşantıları belirlemek
üzere açıklanmıştı. Bay A. arkadaş canlısı, içine kapanık,
biraz kendine güveni zayıf, çalışkan ve titiz bir
insandır.
Ancak hayatta bazı olaylar ve yaşantılar ortaya çıkabilir
ve bunlar eski kaybetme korkularını veya çaresizlik ve
hayal kırıklıklarını tekrar geçmişten alarak bu güne
getirebilir. Bay A. için bu yaşantılar eşinin hastanede
uzun süreli yatması ve patronunun kendisini olumsuz
eleştirisi olarak görülebilir. Dışarıdaki biri için yada
farklı kişilik özelliklerindeki farklı bir insan için bu
yaşantılar bir anlam ifade etmez iken, Bay A.’nın kendine
mahsus öznel kişilik özelliklerinden ve geçmiş
yaşantılarından dolayı oldukça yıkıcı ve dramatik
olabilmektedir. Bay A. hayal kırıklıklarını ve geçmiş
yaşantılarını başkalarına ifade edememekte, kızgınlığını
ve hiddetini kendisine yönlendirmektedir. Depresyon,
kişinin bilinçsiz bir şekilde kendisine olan kızgınlığının
ifadesidir.
Öğrenme Teorileri
Açısından
Düşünce ve duygularımız arasında oldukça yakın bir ilişki
vardır. Elbette sizler gerçekçi ve hayalci kişileri
tanımışsınızdır. Hayalci kişiler bardağın yarısının hala
dolu olduğunu görerek sevinirken; gerçekçi kişiler
bardağın yarısının boş olduğunu görerek üzülürler. Öğrenme
teorileri, onları etkileyen işte bu tür düşünce yapıları
ve deneyimleri ile ilgilenirler.
Bay A. nın önemli bir öğrenme sonucu kazandığı deneyim de;
kendi işinin tanınan ve değer verilen bir iş olduğu idi.
Depresyonun ortaya çıkışından önceki zamanda Bay A.
patronundan hoş olmayan davranışlar görmüş ve haksız yere
eleştiriler almıştır. Övgü ve değer bu kişi için merkezi
bir anlam taşıdığı için, daha net bir ifade ile faaliyet
ve aktivitelerinin motoru olduğu için, bu ödüllerin
kaldırılması ve yerine ceza olarak düşünülebilecek tutum
ve davranışların gelmesi motivasyonunu söndürmüştür.
Bay A.’nın depresif olmasının bir nedeni de; anlaşmazlık
durumlarında hatayı sürekli kendinde aramaya dönük geçmiş
deneyim ve öğrenme yaşantılarıdır. Eşi hastaneye
yattığında, çocuklukta annesi ile ilgili yaşantısından
öğrendiği yine benzer bir davranış kalıbı ortaya
çıkmakta; hayatındaki önemli bir dayanağı ortadan
kalkarsa, artık ondan sonra hayatın değeri kalmayacağı
düşüncesidir.
Modern Bakış
Açıları
Bugünkü modern teori ve görüşler, yukarıda bahsedilen üç
farklı görüşün depresyonu açıklamaya ve tedavisine yönelik
farklı düzeyde ve tamamlayıcı katkılarının olduğunu
göstermektedir. Bu üç görüşü birlikte ele aldığımızda,
depresyonun ortaya çıkışı ve ilerleyişi şu şekilde
açıklanabilir:
Öncelikle depresyonun ortaya çıkışında en önemli etken,
kişinin depresyona olan yatkınlığıdır. Anne ve babasında
depresyon görülen çocuklarda, depresif tablo görülme
sıklığı diğerlerine göre anlamlı derecede fazladır. Bu da
anne ve babadan genetik olarak bir yatkınlığın çocuğa
yansıdığına işaret etmektedir.
Çocukluk çağında, özellikle kritik dönemlerdeki kayıplar
ve hayal kırıklıkları, depresif davranış ve duygulanım
bozuklukları oluşturan önemli etkenlerden biridir. Ancak
bununla beraber beynimizdeki biyokimyasal değişiklikler de
bu etkiyi oluşturabilen önemli bir faktördür. Yetişkinlik
dönemlerinde çocukluktan veya daha önceki yaşantılardan
kalan kaybetme korkuları tekrar ortaya çıkabilir. Örneğin;
• Gerçek bir kayıp nedeniyle (Örneğin eşlerden birinin
ölümü veya boşanma)
• Korku duyulan bir kayıp nedeniyle (Patron beni
eleştirirse, onun sempati ve güvenini kaybederim)
• Sembolik bir kayıp olayı nedeniyle (Bir kliniğe geliş
veya yatış, yada sadece bir hastane kokusu dahi, eğer
çocuklukta bununla ilgili bir kayıp yaşantısı varsa)
Yetişkinlerde tekrar aktif hale gelen kayıp korkusu, aynı
çocuklukta olduğu gibi beyindeki sinir taşıyıcı
maddelerinde bir değişime neden olur.
İlaç tedavisi, biyokimyasal değişikliklere ve bozulmalara
etki ederek, onları tekrar dengeli ve doğal haline
getirerek, psikolojik dengenin tekrar oluşmasını sağlar.
Psikoterapotik yaklaşımlar ise; psikolojik süreçleri
dengeli ve pozitif hale getirerek, beynimizdeki
biyokimyasal dengenin oluşmasını sağlar. Daha açık bir
ifadeyle; depresyonun oluşması ve tedavisinde fiziksel ve
psikolojik etkenleri birbirinden tam olarak ayırmak mümkün
değildir. Birinde meydana gelen değişim, diğerini de direk
olarak etkilemektedir.
İkincil Hastalık
Olarak Depresyon
Depresyon nedenlerinin çok çeşitli olduğunu söylemiştik.
Bedensel değişimler ve yaşantılarımız birbiriyle iç
içedir. Bazı hastalarda psikolojik yaşantılar yada
yaralanmalar depresyonun belirleyicisi olarak bulunmasına
rağmen, diğer bazılarında ise öncelikle bedensel
değişimler meydana gelmekte ve buna karşı depresif
davranış oluşturulmakta ve daha sonra da bedensel
değişimler arttırılmaktadır.
Açık bir şekilde bedensel değişimler sonucunda ortaya
çıkan bu tür depresyona örnek olarak, birçok hastalık
çeşidi örnek verilebilir:
• Birçok iltihaplı hastalıklar (Örneğin çoklu Skleroz ve
kronik romatizma ) genellikle depresyon ile devam eder.
• Tiroid bezi hastalığı ve diğer hormonal kaynaklı beze
bozuklukları depresyona yol açabilir.
• Parkinson hastalığının erken döneminde, depresyon
belirgin ön tablo olarak ortaya çıkabilir.
• Doğum kontrol hapları gibi bazı ilaçlar da, depresyonun
ortaya çıkmasına neden olabilir.
Bunların dışında birçok bedensel temel hastalık veya
bunlarla beraber ortaya çıkabilecek değişimler depresyona
yol açabilecek nedenler içinde yer alır. Bazı durumlarda
da depresyon temel fiziki hastalıkların habercisi olarak
da bulunabilmektedir. Bu nedenle her yeni depresif tablo
bir uzman tarafından değerlendirilerek, beraberinde veya
sonucunda bir fiziki hastalığın olup olmadığı
belirlenmelidir. Bu durumlarda temeldeki fizyolojik
kökenli hastalığın tedavisi, depresyonu da ortadan
kaldıracaktır.
Tekrarlayan
Depresyon
Tam olarak tedavi edilmemiş depresif hastalarda depresyon
tablosu bir müddet sonra tekrar ortaya çıkabilmektedir.
İki depresif safha arasında on yıllar olabileceği gibi,
nadir durumlarda birkaç hafta da bulunabilmektedir.
Ortalama olarak, tekrarlayan depresyon tablosu olan
hastalarda depresif safhalar arasında beş yıl bulunduğu
ortaya konulmuştur.
İstatistiksel olarak ağır depresyon geçirmiş kişilerin %50
– 60’ının ikinci bir depresyon geçirme olasılığı vardır.
İki kez ağır depresyon geçirenlerin üçüncü kez %70, üç kez
geçirenlerin ise dördüncü kez geçirme olasılığı %90 olarak
bulunmuştur.
Çocukluğun kritik dönemlerinde meydana gelmiş yaralayıcı
bir kayıp yaşantısı (örneğin; annenin ölümü, ağır
hastalıklar, hayat statüsündeki ani değişimler, vb)
çocukta ilk depresyonu oluşturur. Zamanla depresif tablo
düzelmesine rağmen, sinir sisteminde arkasında bir iz
bırakır. Yetişkinlik döneminde tekrar yaşanan bir kayıp
yaşantısı (eşin ölümü veya yakınlarının ağır hastalığı
gibi) daha önceden iyileşen depresyonun yeniden ortaya
çıkmasına neden olabilmektedir. Firmada bir yükselme ve
ilerleme kaydedişi hastada kendini aşma duygusunu
uyandırarak, rahatsızlığa ve başaramama duygularına neden
olabilir ki, sonucunda tekrar depresyon yaşanabilir. Bir
başka depresif atak, bir taşınma sonrası ortaya çıkabilir.
Daha sonraki depresif tabloların oluşmasında artık bir
nedene ihtiyaç duyulmamaktadır.
Depresyon daha sık oluşmaya başladıkça, depresyona neden
olabilecek faktörler ve olaylar daha az görünür
olmaktadır. Sinir sistemi araştırmalarından ortaya çıkan
sonuçlara göre; daha fazla sayıda depresif tablo
yaşanması, bu tabloların ortaya çıkışında sinir sisteminin
her defasında daha az uyarıcıya gereksinim duymasını
gerektirmektedir. Yani sinir sistemi depresif uyarıcılara
karşı tolerasyon geliştirerek, daha hassas hale gelmekte
ve tepkiyi daha kolay bir şekilde vermektedir. Aşırı bazı
durumlarda ise, neredeyse depresyona neden olabilecek
herhangi bir neden görülememektedir.
Eğer bu görüşü doğru ve gerçekçi kabul edecek olursak, bu
durumda depresyona karşı aşırı duyarlılığı önlemek için
ortaya çıkan depresyonla mücadele ederek ortadan tamamen
kaldırmak daha büyük bir önem kazanmaktadır.
Depresyonun Sıklığı
Depresyon, endüstrileşmiş ülkelerde en sık görülen
hastalıkların arasındadır. Örneğin Almanya’da her 100
kişiden 13’ü hayatında en az bir defa tedavi edilmesi
zorunlu ağır bir depresyon yaşamaktadır. Kadınlar
depresyonu erkeklere göre en az 2 kat daha fazla
yaşamaktadır. Farklı araştırma sonuçlarına göre
depresyonun yaşam boyu oluşma olasılığı kadınlarda % 10
ila %25, erkeklerde ise %5 ila %12 arasında değişmektedir.
Uzmana Başvuru
Fiziki muayene yapılmadan önce, hasta ile detaylı bir
görüşme yapılması gerekmektedir. Örneğin uzman öncelikle
tıbbi ve sosyal özgeçmişini araştırarak bilgi edinir ve
şimdiki hastalığın şekli ve gidişatını öğrenir.
Birçok durumda, hastanın bir yakının uzmana bilgi vermesi
büyük kolaylık sağlar. Bunun ön şartı, hastanın bu konuda
hemfikir olmasıdır. Bazı hastalar, yakınlarının görüşmesi
sırasında orada bulunmak isterken, bazıları farklı
zamanlarda gelmeyi tercih edebilmektedir. Bu konuda hasta
ve yakının uzmana gelmeden önce fikir birliğine varması
gerekir.
Bazı ilaçların depresyona yol açabileceğinden dolayı,
depresyon hastası doktora gelirken daha önce kullandığı
veya halen kullanmakta olduğu ilaçları da beraberinde
getirmesi gerekir. Özellikle ilaç kullanıma veya organik
nedenlere bağlı olduğu düşünülen depresyonlarda, uzman
kişi; genel bir fiziki muayene dışında, kan tahlili, EEG (Elektroensefolografi)
ve bazı durumlarda da Tomografi veya EKG
(Elektrokardiyografi) isteyebilecektir.
Ne tür bir muayene ve araştırmanın yapılacağına; hastanın
hikayesi ve belki de daha önceki doktorlar tarafından daha
önce yapılmış olan araştırma bulgularının sonuçlarına göre
karar verilir. Bu tür araştırma ve muayenelerin
yapılmasının amacı, depresyona yol açabilecek organik bir
hastalığın veya ilaç kullanımının yol açıp açmadığının
tespit edilmesidir.
Depresyon Türleri
ve Tedavi Yaklaşımları
Depresyonun iki önemli tedavi şekli vardır. Bunlar; İlaç
tedavisi ve Psikoterapi’dir. Her iki tedavi şeklinde de
son yıllarda büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Hastanın
depresyon hikayesine, şekline ve ağırlık derecesine göre
günümüzde bu iki tedavi şeklinin kombinasyonu en ideal yol
olarak uygulanmaktadır.
Basit ve orta düzey depresyondan anlaşılması gereken;
kişinin günlük görev ve sorumluluklarını (ev ve iş) az çok
çaba ve gerginlik içinde, olması gerekene yakın bir
düzeyde yerine getirebileceği duygu halidir. Bu tip
durumlarda özellikle bitkisel antidepresanlar (Batı
Avrupa’da) ve sıklıkla psikoterapiler daha sıklıkla
kullanılabilir.
Genelde bitkisel antidepresanlardan, biyokimyasal
olanlarına göre elde edilen etki daha az güçlüdür. Ancak
hafiften orta dereceye kadar olan depresif durumlarda bu
tür yan etkisi olmayan doğal kaynaklardan da
yararlanılabileceği, yine uzman kontrolünde tedavinin
sürdürülmesi gerektiği bilinmelidir. Depresif tabloda
meydana gelebilecek değişikliklere veya kullanılan
bitkisel tedavinin etkinliğine göre uzman gözetiminde
gerektiğinde diğer tür ilaçlara geçilebilecektir.
Ağır depresyon durumlarında, etkinliği ispatlanmış olan
türdeki ilaçların kullanılması zorunludur. Depresyonun
türüne göre; hafiften orta dereceye kadar olanlarında ilaç
tedavisi veya psikoterapi seçeneklerinden sadece biri de
kullanılabilir. Orta Düzeyden ağır düzeye kadar olan
depresyon durumlarında, kişi günlük görev ve
sorumluluklarını yerine getirebilecek durumda değildir. Bu
tip durumlarda ilaç tedavisinin başlanması, beraberinde de
psikoterapi desteği verilmesi en uygun olan tedavi
yaklaşımıdır.
İlaç tedavisi, antidepresan denilen ilaçların alınması
olarak anlaşılır. İlaçların tam olarak etkinlik
gösterebilmesi için belirli bir süre geçmesi
gerekmektedir. Bu tür ilaçlarda etkinliğin
değerlendirilebilmesi için en az 2 haftalık bir süre
ilacın düzenli olarak kullanılması gerekmektedir. Birkaç
günlük ilaç kullanımından sonra; iyi gelmediğini düşünerek
hayal kırıklığına uğramamak gerekir. Çünkü ilaçlar
biyokimyasal düzenekte etkinlik sağlamamış, duygulanımda
düzelme meydana gelmemiştir.
Antidepresan ilaçlar kendi aralarında; etkinlik
mekanizmaları ve etkin maddelerinin farklı olması
nedeniyle ayrıma tabi tutulurlar. Örnek olarak; sinirlerin
kontak noktalarında görev yapan farlı iletim maddelerinin
(serotonin, dopamin, norepinefrin) birine veya birkaçına
etki edebilmesi, etkinlik dereceleri ve miktarı, etkinlik
yönü, ortaya çıkardığı yan etkileri verilebilir. İlaçların
bu farklı etkinlik düzeneği, her hastada aynı şekilde
ortaya çıkmaz. Aynı ilaç bazı hastalarda iyileşme
sağlayabilirken, diğerlerinde aynı olumlu etki
görülemeyebilir. Dolayısıyla farklı hastalar için farklı
antidepresan ilaçların kullanılması gerekebilir. Günümüz
koşullarında elimizde, farklı hasta grupları için
kesinliği garantilenmiş farklı ilaç grupları
bulunmamaktadır. Bu nedenle etkinlik sağlayamayan ilaçlar
birkaç haftalık deneme sonrası değiştirilerek, aynı
hastada ikinci farklı bir ilaç kullanılabilir. Bu tür
uygulama antidepresan ilaç grubu için normaldir ve günlük
uygulamalar da bu şekilde yürütülmektedir.
Antidepresan kullanımı, hastalarda istenmeyen rahatsız
edici bedensel yan etkiler ortaya çıkarmasına rağmen, bu
yan etkiler genellikle tehlikesizdir. En sık görülen yan
etkiler arasında; ağız kuruluğu, fenalık hissi, titreme ve
ürperme, sersemlik, yorgunluk hissi ve uyku bozuklukları
vardır. Bu yan etkiler hastalarda katlanılamayacak düzeye
gelir ve ilaç tedavisini bırakma eğilimi oluşturursa,
muhakkak uzmanı ile tekrar görüşmesi ve şikayetlerini
bildirmesi gerekir. Kişilerin ilaçları gösterdiği
duyarlılık düzeyleri farklı olduğundan, ilaç değişimi veya
dozunun azaltılması, yan etkilerin azalmasını
sağlayabilir. Ayrıca bütün antidepresanlarda az veya çok
yaşanan bu yan etkilere karşı, ilaç grubuna bağlı olarak
genellikle 3 ila 10 gün arasında tolerans gelişerek, yan
etkiler büyük oranda azalacak ve hastalar daha az
rahatsızlık duyacaktır.
Bazı hastalar antidepresanların bağımlılık yapacağından
çekinirler. Bu yanlış anlayış; antidepresan denilen ilaç
grubunun psikolojik ilaç grubu içinde bulunması ve
psikolojik fonksiyonlar üzerinde etkinliğinin olmasından
kaynaklanmaktadır. Psikolojik ilaç grubu içinde yer alan
Trankilizan ve Benzodiyazepin türü ilaçların (Xanax,
Valium, Diazem, vb.) uzun süreli kullanımı (6 haftadan
daha fazla) sonucunda kişilerde bu ilaçlara karşı
bağımlılık oluşma tehlikesi mevcuttur.
Psikoterapi ile tedavi yaklaşımı, bu konuda eğitim almış
ve deneyimli uzmanlar tarafından yürütülmelidir.
Psikoterapi, hastanın tedaviye aktif olarak katılımını
gerektirmektedir. Ağır depresyon durumlarda bu mümkün
olamayabilir. Bu durumlarda öncelikle ilaç tedavisi ile
ilerleme sağlanarak, hastanın aktif katılım yapabileceği
düzey sağlandıktan sonra psikoterapi ile tedavisinin
sürdürülmesi uygundur.
Birbirinden oldukça farklı psikoterapötik yaklaşımlar
mevcuttur. Hangi metodun hangi hastaya uygun olacağına
karar vermek oldukça zordur. Ancak her psikoterapi
metodunun kendine mahsus özelliklerinin yanında, hasta ve
terapistin birbirlerine uyumu ve iletişimi de büyük rol
oynamaktadır.
Psikanalitik terapi metodu; çocuklukta yaşanmış kayıp
yaşantıları ile, duygusal engellenmeler ve yaralayıcı
deneyimlerin tekrar yaşanmasını ve bilinçli hale gelmesini
sağlayarak, hastanın bakışını ve ele alışını değiştirmeyi
hedef alır.
Davranışçı yaklaşım ise; mümkün olabilecek ve görünen
stres faktörlerini ortadan kaldırarak yada azaltarak,
depresif davranış biçimini hastaya gösterip, bunun
değiştirilmesini amaçlamaktadır. Davranışçı terapi yoluyla
geliştirilen kognitif (bilişsel) terapi, özellikle
depresyon için özel bir tedavi yaklaşımı geliştirerek,
düşünce kalıpları ve şekli üzerinde çalışmaktadır.
Kişiler arası terapi yaklaşımı ise; depresyonun nedenleri
veya depresyonu ortaya çıkaran faktörler üzerinde
yoğunlaşmıştır. Bu nedenler; kişiler arası çatışmalar
(eşler arası, sosyal ilişkilerde, iş ortamında, vb.), rol
çatışmaları (çalışan annenin çocuklarına karşı
geliştirdiği suçluluk duygusu), yas, insanlar arasındaki
farklılıklar (kendini ifade edebilme eksikliği, iletişim
bozuklukları, vb.) ve rol değişimleri (emekliliğe geçiş,
menapoz, vb.) olarak sayılabilir.
Tekrarlayan
Depresyonda Tedavi Yaklaşımı
Ağır bir depresyon, hastanın kendisi ve yakınları için
hayatlarında ciddi bir problem ve yük oluşturur. Eğer bir
de depresyon tekrarlayıcı bir özellik gösteriyorsa, bu yük
ve problem daha ağırdır. Bu durumlarda; antidepresan
ilaçlar da bazen yetersiz kalabilmekte, ek ilaçlarla
(Lityum) tedavi desteklenerek, depresif tablonun tekrar
ortaya çıkışı engellenebilmekte yada daha hafif düzeyde
seyretmesi sağlanmaktadır. Kullanılabilecek bu ek
ilaçların da bağımlılık oluşturucu yönü yoktur. Bazı ağır
durumlarda bu tür ilaçların uzun yıllar boyunca, bazen de
ömür boyu kullanılması gerekebilir.
Düzenli olarak günlük ilaç almak ve belirli aralıklarla
kontrole gitmek, gerçekten de kabul edilmesi zor bir
durumdur. Özellikle de ilaç kullanımı uzun yıllar
aldığında veya ömür boyu kullanılması gerektiğinde, kabul
edilebilirliliği daha da zorlaşmaktadır. Çünkü ilaç
kullanımı, getirdiği yan etkileri, hasta olduğunun sürekli
hatırlanması ve tam iyileşmenin belki de hiç
gerçekleşmeyeceği ve bunların getirdiği sosyal iticilik
gibi diğer psikososyal olumsuzlukları da beraberinde
getirmektedir. Ancak sonuç itibariyle bu tür bir koruyucu
tedaviye karar verecek olan uzman değil, hastanın
kendisidir. Dolayısıyla kendisine ve hastalığına ilişkin
sorumluluğu da üstlenmek zorundadır.
Uzman kişi bu durumun farkındadır. Bu nedenle hastalığın
gidişatı ve tedavisine ilişkin önemli koruyucu önerileri
hastaya iletir; örneğin, bugün geçirdiği depresyonun beş
yıl içinde iki kez yenileyici safhasının olabileceğini
hastaya söyler.
Birkaç depresyon tekrarından sonra, koruyucu tedaviye
alınan kişinin hayatı, normal şartlar altında yeniden
planlanabilir, yaşanabilir ve hastalık safhalarından
arındırılmış olur. Bütün koruyucu tedaviye rağmen optimal
dengeye ve sağlığa ulaşılamamışsa, zaman zaman hafif
düzeyde depresyon tekrar geliyorsa, bu durumda kişinin bu
koşullarda yaşamını sürdürmesi zorunludur. Çünkü ağır
depresyon durumlarında, işinden ve ailesinden uzun dönemli
kopuşlar ve günlük hayatı sürdürememe haline göre, hafif
depresyon tablosu daha yaşanılabilir ve katlanılabilir bir
tablo sergilemektedir.
Depresyon
Geçirenlerin Dikkat Etmeleri Gereken Hususlar
Depresyon işaretlerini görür görmez, en kısa sürede bir
uzmana başvurun. Şikayetlerinize göre uzman sizi daha
detaylı olarak yönlendirecektir.
Uzmana giderken yanınızda sizi iyi tanıyan bir yakınızı
veya akrabanızı götürmeniz daha faydalı olacaktır.
Tedavi süresinin üç aydan altı aya kadar sürebileceğini
unutmayınız. Eğer daha önce de depresyon geçirdi iseniz,
bu durumda tekrarlamaları önlemek üzere koruyucu ve daha
etkin bir tedavi planının uygulanacağını unutmayınız.
Depresyon tedavisinin ilaçla yürütüldüğü durumlarda,
özellikle birden fazla ilacı bir arada kullanmanız
gerektiğinde, tedavi süresince düzenli kullanmanız ve
olası yan etkilerine katlanmanız gerektiğini unutmayınız.
Farklı rahatsızlıklarınız için kullanmanız gereken ilaçlar
olduğunda, bu durumda doktorunuz ile konuşmayı ihmal
etmeyiniz.
Depresyonda olsanız dahi, hayattaki olumlu ve güzel
şeyleri görmek için çaba harcayınız. Sadece negatif
olaylar ve özellikler üzerinde odaklanmayınız.
Depresyonda dahi olsanız, bir şeylerle meşgul olmaya ve
çalışmaya gayret edin. Kendinizi bir yerlerde kapatmak,
çalışmayarak meşguliyetsiz kalarak büzülüp saklanmak,
depresyonu arttıracaktır.
Birçok depresyon hastası için günlük veya haftalık planlar
hazırlamak son derece yararlı olabilmektedir. Tabii ki
burada önemle üzerinde durulması gereken, plan yaparken
aşırı katı ve zorlayıcı yaklaşımdan uzak durulmalıdır.
Yaptığınız plana tam olarak uyamayabilseniz bile, her
aktivite ve değişiklik sizin için bir başarıdır ve
önemlidir. Onaylanma, özellikle de kendi kendinize
verdiğiniz değer depresyonu aşabilmeniz için en önemli
kazanımlardır.
Eğer eski ilişkilerinizi ve arkadaşlıklarınızı
bitirdiyseniz, tekrar kontak kurun. Arkadaşlarınızı tekrar
arayın, kısa da olsa arkadaşça ve dostça olan destekleyici
görüşmeler sizin için çok önemlidir.
Eğer intihar düşünceleriniz varsa, bunları arkadaşlarınız,
eşiniz ve terapistiniz ile konuşun. Bu konudaki
görüşmeler, krizi aşmanıza yardımcı olacak ve sizin daha
iyi anlaşılmanızı sağlayacaktır. Siz bu ağır depresyon
safhasından nasıl olsa çıkacaksınız ve intihar
düşüncelerinizi gerçeğe dönüştürmediğinize
şükredeceksiniz.
İyileşmenin ve depresyondan kurtulmanın yavaş yavaş
olacağını, zaman zaman kendinizi tekrar kötü
hissedebileceğinizi, aşağı inişler de kısa süreli yaşansa
da, genel olarak iyiye doğru gideceğinizi unutmayın.
Depresyon hastanın aile hayatı ve ikili ilişkilerini son
derece kötü etkileyebilecek ağırlıkta olabilir. Bazı
aileler, bu gidişin nereye kadar olacağına ilişkin sorular
sormaya başlarlar. Bu hastalık dolayısıyla ailelerin
finansal problemleri de bu durumu kötüleştirebilir.
Genellikle de evde diğer yaşayanlar ve çocuklar da bu
koşullardan kötü etkilenmektedir.
Depresyon
Geçirenlerin Yakınlarının Yapabileceği Yardımlar
Eğer hasta depresyona bağlı büyük ümitsizlik ve çaresizlik
duygularını dışarıya yansıtıyorsa, hayata ve kendisine
ilişkin umutları azalmışsa, hastaya sürekli ve etkin bir
şekilde; tekrar tamamen eski halini alacağını, tamamen
iyileşeceğini söylemeliyiz.
Depresyon kişilik bozukluğu yada iradesizlik demek
değildir. “Çek kendini çıkar şu durumdan” veya biraz
iradeni kullan” gibi ifadeler kişiyi daha derin bunalıma
itmekten başka işe yaramaz.
Eğer bir kişi ağır bir depresyon geçiriyorsa, ondan
kendini alabilmesi ve kolayca çıkabilmesi mümkün değildir.
Depresyondaki kişiye onun kaldıramayacağı; seyahate
çıkmak, toplantılara katılmak gibi büyük öneriler getirmek
yanlış olabilir. Bunun yerine istek ve gücü yeterli ise;
kısa yürüyüşler, şehir turları, eğlenceli arkadaş
ziyaretleri, vb. önerilmesi çok daha uygundur. Bu türden
kısa ve küçük faaliyetler kişiye halen bir şeyler
yapabileceğini ve değerli olduğunu göstermesi açısından
büyük önem taşır. Gücünü ve yapılabilirliliği aşabilecek
faaliyet ve öneriler, hastanın çaresizlik ve işe
yaramazlık duygu ve düşüncelerini arttırabileceğinden,
yararından çok zararı olabilir.
Bazen depresif hastalar kızgın ve öfkeli de olabilirler.
Diğer taraftan onların karamsarlığı ve umutsuzluk
duyguları tüm aileyi genel bir depresif duruma sokabilir.
Eş ve çocukları hastanın sorunlarını paylaşma adına,
kendilerini ağır bir yük ve sorun altına atabilirler.
Özellikle bu durumlarda, eğer yakınlarını bu durumdan
kurtaracaksa, hastaların klinik veya hastanelerde tedavi
görmeleri daha uygun olacaktır.
Bazen depresyon sadece hasta olan kişiyi değil, bu kişinin
aile üyelerini de etkisi altına alarak bir ağ oluşturur.
Çünkü aile bireyleri depresif durumu yanlış bir
değerlendirme ile utanılacak bir olay haline getirerek,
kimse ile hastalık hakkında konuşmazlar. Bu tür ağır
durumlarda hastalıkla ilgili olarak güvendiğiniz
yakınlarınız veya bir uzman ile konuşunuz. Daha fazla
derin ve ağır duruma düşmenize izin vermeyiniz. Depresyon
geçiren kişilerin bakım ve nezareti için bazen yardımcı
bularak, dışarı çıkıp, farklı ortamlara girmeli, farklı
konuşma ve faaliyetlerde bulunmalısınız. Eğer siz de hasta
olacak olursanız, size yardımcı olabilecek başka kişileri
bulmak çok daha zor olacaktır.
İntihar düşünceleri olan depresyon hastası, yakınları
açısından büyük bir önem taşır. İntihar düşünceleri hasta
tarafından bir kez ifade edildikten sonra, artık hastayı
kaybedebilme tehlikesi ortaya çıkmıştır. Yapılan
araştırmalar da bu sonucu doğrulamaktadır. Ağır depresyon
geçiren hastaların yaklaşık %15’i intihar ederek yaşamını
yitirir. 55 yaş ve üzerindeki intihar sonucu ölüm
oranları, diğer yaş gruplarına göre 4 kat daha fazladır.
Bu durumda özellikle hastanın yakınları, depresyon
hastasının bu düşünceleri ile nasıl başa çıkılacağı ile
ilgili soru işaretleri taşırlar. Hasta ile nasıl irtibatın
yürütüleceğini açıklayıcı kesin bir cevap veya reçete
yoktur. Ancak dramatize etmek ve hastanın her an intihar
edebileceğini düşünmek de yanlıştır. Karşımızdaki hastanın
öncelikle şunları anlamasını sağlamaya çalışmalıyız:
Benimle veya bizimle beraber yaşamak o kadar kötü bir şey
mi? Hastanın yanında olduğumuzu, onu kaybetmenin bizim
için ne anlama geleceğini sakin bir şekilde ifade etmeli
ve hissettirmeliyiz. Hasta olan yakınınızın tekrar
iyileşeceğine ve eski haline kavuşacağına ilişkin
güveninizi söylemeliyiz.
Tabi ki hastanın intihar düşüncelerinden hastanın tedavisi
ile ilgilenen uzmanın haberinin olması, mümkünse hasta
tarafından haberdar edilmesi sağlanmalıdır.
Eğer hasta intihar düşüncelerini kendisi ifade etmiyorsa,
yakınları tarafından dile getirilmeye veya anlaşılmaya
çalışılmalıdır. Örneğin; “Son zamanlarda senin için her
şey boş, sanki hiçbir anlam taşımıyor. Bazen daha fazla
yaşamak istemediğini düşünüyor musun?” şeklinde hastanın
intihar düşünceleri sorgulanabilir.
Eğer sorunuza olumlu bir karşılık aldıysanız, örneğin;
“Bir sonraki gün bu konuda konuşmak için sana güvenebilir
miyim, yarına kadar kendimi güvende hissedebilir miyim?”
şeklinde bir başka soru sorarak, mümkün olduğunca
sorumluluk vermeye, zaman kazanmaya ve güven hissettirmeye
çalışmalıdır.
Bu tür durumlarda hastanın yakınları ve uzman kişi beraber
çalışarak, hasta ile yapılan önceki görüşmeler hakkında
karşılıklı olarak birbirlerini bilgilendirmeli, hasta ile
bundan sonraki ilerlemeler hakkında konuşulmalıdır.
Özellikle intihar düşüncelerinin yoğunlaştığı ve çok ağır
safhaların yaşandığı bazı durumlarda uzman hastanın bir
klinik yada hastanede yatarak tedavi görmesini gerekli
görebilir.
İntihar düşünceleri olduğunu kabul eden hastaya; bunu
nasıl gerçekleştirmek istediği, bir hazırlık yapıp
yapmadığı da sorulabilir. Eğer bu iki soruya olumlu cevap
verilmiş ise, bu durumda hastanın bir şeyler
yapabileceğine ilişkin risk oldukça yüksektir. Bu durumda
hastaya şöyle bir konuşma yapılabilir:”Anlayabildiğim
kadarıyla sen, bu hastalığı yenmek için daha fazla bir şey
yapmak istemiyorsun. Bu durumu bir uzman ile görüşerek,
beraberce çözüm yolu aramaya çalışalım.”
Son Söz
Etkili ve başarılı bir depresyon tedavisi için, uzmanın ve
hastanın planlanan tedavinin olumlu ve riskli taraflarını
anlayabilecekleri ortak bir dil oluşturması zorunludur.
Böyle bir anlayış çerçevesinde uzman; hastanın birçok
sorusunu cevaplamak, hastalık ve tedavisi ile ilgili bir
yığın bilgiyi hasta ve yakınlarına vermek durumundadır.
Doğal olarak özellikle depresyon tedavisi; uzun ve
zahmetli bir süreci beraberinde getirmekte, hasta ve
yakınlarının dışında uzman olan kişinin de yeterli zaman
ve çaba harcamasını gerektirmektedir.
Depresyon tedavisinde, diğer hastalıklarda olduğundan daha
fazla, hasta ve yakınları ile uzman arasındaki güven
ilişkisi son derece önemlidir. Uzman yeterli güven
sağlayamadığı veya hasta ve yakınları bu güveni alamadığı
taktirde, tedavinin amacına ulaşması oldukça zordur.
Bunda; hasta ve yakınlarının farklı uzmanlara müracaatı ve
sonucunda farklı tedavi planlarının oluşması, bu süre
zarfında zamanında ve yeterli müdahalenin yapılamaması,
hastalığın seyrinin ağırlaşması gibi nedenler rol
oynamaktadır. Bu nedenle, uygun bir araştırma ve inceleme
ile uzman seçilmeli, tedavi süresince de uzman
değiştirilmemeye dikkat edilmelidir.
Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)
Bilted Psikiyatri & Psikoterapi
Polikliniği
Olgunlar Sokak, No:2/13 Bakanlıklar
Tel: 0 312 417 00 79

|