|
Çocuklar düşünüldüğünde, henüz kişilik yapıları oturmamış,
davranış ve düşüncelerinde aile ve sosyal çevreleri ile
arkadaşlarının büyük etkileri olan, etkiye ve değişime
yetişkinlere göre daha açık ve tabi ki de öğrenme hızları
ve becerileri yüksek varlıklar akla gelmelidir.
Bütün çocuk gelişim bilimcilerinin ortak olarak
birleştikleri nokta, çocuklarının tutum ve davranışlarında
ailelerinin büyük etkisi olduğudur. Genetik ve çevresel
faktörler olarak ikiye ayırıp incelediğimiz etkin
faktörlerin genetik kaynağı tamamen aile iken, yine
çevresel faktörlerin büyük bir bölümünü de oluşturduğu
söylenmelidir.
Okul çağı başlayan ve özellikle ilköğretime gelen
çocuklar, ilk üç yılda çok daha etkin olmak üzere aile
tutumları ve yetiştirme tarzları ile şekillenip; daha
sonra da sosyalleşme ve kişisel disiplinin temel
kurallarını öğrenerek bu kuruma katılmıştır. Bu süreç
içinde, ailenin uyguladığı eğitim ve yetiştirme tutumları
çerçevesinde çocukta belirli davranış kalıpları ve düşünce
şekilleri belirlenmiş olup, okul hayatında bu temel
yapıların geliştirilmesi ve uyumlu hale getirilerek,
gelecek yaşantılarında kullanılabilir bir şekle
dönüştürülmesi hedeflenmektedir.
Ailelerin uyguladıkları yetiştirme tutumları, okul çağı
çocukların görev ve sorumlulukları düşünüldüğünde; içsel
ve dışsal motivasyon kaynakları ağırlıklı gelişebileceği
gibi, yine yetenek ve becerilerin fark edilmesi ve
gelişimi, iletişim ve sosyal ilişkilerdeki beceriler,
yaratıcılık ve sorunlara çözüm üretebilme, kendine güven
ve okula yönelik tutumları büyük önem taşımaktadır.
Bunlara özellikle okul başarı çerçevesinde zeka faktörünü
de eklemek gerekecektir.
Okula başlayan çocuklar, saymaya çalıştığımız ve bunlara
eklenebilecek birçok özellik ile yeni koşullara,
hayatlarında önemli bir yere sahip olacak ilk
öğretmenlerine ve tabi ki belki de ilk defa
derecelendirilen performans kaygısına uyum sağlamaya
çalışacaklardır. Okulla beraber, çocukların içinde
bulundukları yaş ve özellikler bağlamında sosyal etki ve
buna bağlı olarak gelişen; onanma, beğenilme, taktir
edilme, popülarite, başarı gibi psikososyal ihtiyaçların
yaşamlarındaki önemi de gün geçtikçe etkisini
arttırmaktadır.
Okullar; hem bulundukları bölge ve semte göre, hem de özel
yada kamu okulları olmalarına göre, hem fiziksel, hem
insan gücü ve hem de psikososyal anlamda farklı şekillerde
donatılmış olabilmektedir. Özellikle Türkiye gibi
gelişmişlik farklılıklarının yoğun yaşandığı gelişmekte
olan ülkelerde bu tür özellikler daha belirgindir.
Bu donanım farklılıkları tek tek etkili oldukları gibi,
birbirleri ile ilişki içinde karşılıklı etkileşimde
bulunarak da, belirli değişimlere yol açarak, okul
çocuklarına etkide bulunabilmektedir. Ekonomik olarak daha
üst gelir grubunun oturduğu, iyi bilinen bir bölge veya
semtteki bir okul, iyi bir ün ve geçmişe sahip olup, iyi
fiziki koşullar ve ders araçlarıyla donatılmış, sosyal ve
sportif faaliyetleri yapabilmeye imkanları sağlamış, yine
bu imkanlarla daha motivasyonu yüksek nitelikli bir
öğretmen gücüne sahip olmuş, bunları uygun ve optimum
düzeyde organize edebilecek yöneticilere sahip olabilir.
Böyle bir okulda öğretime devam eden öğrenciler, elbette
diğerlerine göre derslerine daha motive olmuş, geleceğe
yönelik olumlu beklentileri yüksek düzeyde gerçekleşmiş
olabilecektir. Bunun en iyi örneğini, Türkiye’deki Anadolu
Lisesi ve Düz Liseler arasında gerçekleşmiş ve sonuç
olarak da eğitimde kalite farklılığını oluşturmuş sistemde
görmek mümkündür. Düz Liselere devam eden öğrencilerin;
gelecek beklentileri büyük oranda azaldığı gibi,
umutsuzluk ve derslere yönelik motivasyon düşerek, öğrenci
sorumluluğu içinde yer alan ders çalışma ve ödev yapmaya
yönelik ihtiyaçlar azalmaktadır.
Elbette sınıf içinde öğrenci ve öğretmen arasında kurulan
iletişim ve ilişki, öğrencinin öğrenme motivasyonu ve
sorumluluk bilinci ile büyük ilişki içindedir. Bu ilişkiyi
etkileyen sadece öğretmenin iletişim ve yaptırım
becerileri değil, aynı zamanda öğrencide meydana
getirebileceği değişim ve gelişim etkisidir. Var olan
öğrenme ve hatta zeka potansiyeli geliştirilebileceği
gibi, daha önce farkında olmadığı becerileri
geliştirilebilir, mesleki ve eğitim hedefleri de
oluşturulabilir.
Öğrencilerin öğrenme ihtiyaç ve motivasyonlarından
bahsedebileceğimiz gibi, öğretmenlerin öğretme motivasyonu
ve becerileri de, çocuklarımızın ders ve okula yönelik
tutum ve davranışları üzerinde büyük etki oluşturmaktadır.
Öğretmenleri tarafından bireysel olarak takip edilen
öğrenciler, ailelerle kurulan doğru ve destekleyici
iletişim ve ilişkiler, zamanında fark edilen ihtiyaçlar ve
bunların uygun şekillerde doyurulması, yetenek ve
becerilerin doğru ve bilinçli yönlendirilmesi elbette ki
çocuklarda gelişim ve değişimi sağladığı gibi; önemsenme,
değerli hissetme ve kendine güven gibi duygularını pozitif
yönde etkileyerek, ders ve derse ilişkin sorumlulukların
zamanında ve yeterli düzeyde yerine getirilmesine yardımcı
olacaktır.
İfade etmeye çalıştığımız bütün bu değişkenler, aslında
koruyucu ve öğrencilerin okulla ilgili sorumluluklarını
yerine getirmede etken olan faktörlerdir. Çocuklarda
gelişimi doğum öncesinden başlayarak ele alan bir yaklaşım
ve bilinçli bir eğitimde, çocukların ders
sorumluluklarının da yeterli düzeyde gelişebileceğine
inanmaktayız.
Ödevini yapma yada daha genel bir çerçevede okul
sorumluluklarını yerine getirmede yeterli önem ve
titizliği göstermeyen öğrenciler; öncelikle kronik ve
sürekli benzer davranışları gösteren ve göstermeyen
şeklinde bir ayırıma tabi tutularak, çocukları normal
seyrinden daha farklı olmaya itebilecek çevresel faktörler
ele alınmalıdır. Çocuğun okul dışı arkadaş çevresi,
öğretmen veya sınıfındaki arkadaşları ile olan ilişkisi,
sportif faaliyetler, aile içi değişen koşullar, alışkanlık
ve tutumlarındaki değişimler izlenerek, farklılaşmaya
neden olabilecek faktörler belirlenmelidir. Bu tür
çocuklarda nedenlerin belirlenmesi ve buna bağlı olarak
çözüme ulaşmak çok daha kolay olabilecektir.
Kronik diyebileceğimiz türdeki çocuklarda, aileden
başlayan yanlışlıklar, okul ve öğretmen ilişkileri ve
elbette çocuklarda gelişen farklı ilgi ve ihtiyaçlar ders
ve okul sorumluluklarının aksatılmasında önemli
faktörlerdir. Birçoğunda ders çalışmamak yada ödevlerini
yapmamak kendilerini ispat yada farklı olabilme şekli
olarak da belirginleşir. Ailelerine, öğretmenlerine yada
arkadaşlarına yönelik bir tepki olarak da
görülebilmektedir. Yada özellikle ilgisiz veya koruyucu
aile tutumlarında daha sıklıkla görülebilecek kişisel
disiplinde meydana gelen zayıflık neticesinde, dersle
beraber diğer sorumluluklardan da birlikte kaçış
gözlenebilmektedir.
Özellikle kronik düzeyde ödev veya okul sorumluluklarından
kaçınan çocuklar, öğretmen ve aileleri tarafından sıkı bir
takip ile izlenmelidir. Nedenlere ilişkin detaylı
analizler yapılarak, gerektiğinde uzmanların da görüşüne
başvurularak, çözüme odaklı nedenler tespit edilmelidir.
Bu tip durumlarda daha önce de söylediğimiz gibi,
ailelerin etkisinin olmadığını düşünmek hayalciliktir.
Özellikle okul idaresi, öğretmen ve veliler arasında
kurulacak iletişim, velilere yönelik geliştirici
eğitimler, öğrencilere sistematik bir şekilde yeniden
öğrenmeyi ve kişisel disiplini sağlayabilecek tutumların
kazandırılması, yetenekler ve sosyal grupların etkin bir
şekilde kullanılarak, motivasyon kaynakları haline
getirilmesi alınabilecek tedbirlerdir.
Son olarak da, öğretmenlerin sınıf içi yönetim
becerilerinin arttırılarak, öğretim ve eğitim yöntemleri
ve tutumları konusunda aktuel bilgilerle donatılması da
önemli bir faktör olarak söylenebilir.
KAYNAKÇA
-
Aydın, Ayhan; (2000):
Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, İstanbul: Alfa Basım
Yayın
-
Aydın, Betül (ed.);
(2005): Gelişim ve Öğrenme, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım
-
Baltaş, Acar; (1994): Ana
– Baba El Kitabı, İstanbul: Remzi Kitapevi
-
Çağdaş, Aysel; (2003):
Anne – Baba – Çocuk İletişimi, İstanbul: Eğitim Kitapevi
-
İnanç Yazgan, Banu;
Bilgin, Mehmet; Atıcı kılıç, Meral; (2004): Gelişim
Psikolojisi: Çocuk ve Ergen Gelişimi, İstanbul: Nobel
Kitapevi
-
Özkan, Zülfikar; (2004):
Aile İçi İletişim, İstanbul: Hayat Yayınları
-
Şendil, Gül; Balkan, İ.
Kaya; (2005): Anne Baba Olmak: Çocuğun Eğitimi Ailede
Başlar, İstanbul: Morpa Kültür Yayınları, 1. Baskı
-
Tan, Hasan; Sayar, Kemal;
Aslan, Esra; Sezgin, Osman; Demirci, Senai; Ergin,
Tamer; (2005): Çocuk ve Aile, İstanbul: Hayat yayınları
-
Yavuzer, Haluk; (2001):
Ana – Baba Okulu, İstanbul: Remzi Kitapevi
-
Yörükoğlu, Atalay; (2002): Çocuk Ruh sağlığı: Çocuğun
Kişilik Gelişimi, Eğitimi ve Ruhsal Sorunları, İstanbul:
Özgür yayınları, 25. Basım
Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)
Bilted Psikiyatri & Psikoterapi
Polikliniği
Olgunlar Sokak, No:2/13 Bakanlıklar
Tel: 0 312 417 00 79

|