|
Depresyonun ortaya çıkış
nedenini açıklamaya çalışan psikolojik kuramların en
önemlileri arasında psikoanalitik/psikodinamik, davranışçı
ve bilişsel kuramlar bulunmaktadır.
Depresyonu açıklamaya çalışan
psikodinamik görüşler Freud'un klasik psikanalitik
kuramlarından başlayarak günümüzde çağdaş ego psikolojisi ve
nesne ilişkileri kuramına kadar uzanmaktadır.
Klasik psikodinamik yaklaşım
yas ile depresyon arasında benzerliğe işaret etmektedir.
Depresyon ile yas arasında bir çok benzerlik vardır. Bir
yakını ölen kişide yas tutma sürecinde çoğu zaman
depresyonda görülen belirtilere (üzüntü, neşesini yitirme,
iştahsızlık, durgunluk, isteksizlik, boşluk/anlamsızlık
duygusu, ağlama, uykusuzluk, yaşamdan eskisi gibi zevk
alamama gibi) rastlanır. Fakat bu belirtiler çoğu zaman bir
kaç hafta ya da ay ile sınırlıdır. Depresyonda ise gerçek
bir yitim de olabilmekle birlikte, çoğu zaman imgesel bir
yitim duygusu, sevdiği bir kişiyi ya da nesneyi yitirdiği
duygusu vardır. Bu yitim duygusu nedeniyle ortaya çıkan
öfke, ilişkilerinde daha çok iki yönlü duygular yaşayan
(sevgi ve nefret) kişide katı üstbenlik nedeniyle kişinin
kendisine yönelir. Kin, öfke ve nefreti kendine yönelten
kişide değersizlik, suçluluk duyguları ve sonuçta depresyon
gelişir.
Depresyonu açıklamaya çalışan
diğer analitik yaklaşım benliğin kendisine biçtiği değeri
koruyabilmesi için, kendisinden bazı beklentileri ve
emelleri gerçekleştirebilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
Bedensel bir hastalık, mesleksel başarısızlık, ailesel
çatışmalar ya da başka bir yaşam olayı nedeniyle benlikte
beklentilerinin ya da emellerinin gerçekleşmeyeceği ya da
bunları gerçekleştiremeyeceği duygusu ortaya çıkar.
İdeallerini gerçekleştiremeyeceği düşüncesi yaşayan kişide
çaresizlik ve güçsüzlük duygusu gelişir, kişinin kendisine
biçtiği değer düşer ve sonuçta da depresyon gelişir.
Depresyonu açıklama
çabalarında yararlanılan kuramlardan birisi de öğrenilmiş
çaresizlik kuramıdır. Deney ortamında hayvanlara kaçıp
kurtulamayacağı şoklar tekrar tekrar verildiğinde, hayvan
başlangıçta kaçmaya çalışmasına karşın bir süre sonra kaçma
girişimlerinden vazgeçmekte ve şoklara karşı hiç bir şey
yapamayacağını öğrenmektedir. İnsanlardaki depresyonda da
benzeri bir çaresizlik duygusu görülebilmektedir. Depresyona
yatkın kişilerde, yaşamında karşılaştığı güçlükleri ve
sorunları aşabileceği, onlarla baş edebileceği ve
yaşantılarını kendisinin kontrol edebileceği düşünceleri
gelişmemiştir.
Bilişsel
görüşe göre çocukluk çağlarındaki yaşantılar öğrenme yolu
ile şema olarak adlandırılan bazı düşünce, varsayım
ve inanç sistemlerinin oluşmasına neden olmaktadır. Bu
şemalar kişinin sonraki yaşamında yaşadıklarını
değerlendirmede kullanılmaktadır.
Depresyonlu kişilerde
kendine, çevresine, genel olarak yaşamına ve geleceğine
ilişkin olumsuz değerlendirmeye yatkınlık vardır. Bu olumsuz
ve karamsar değerlendirme özellikle kişinin stresli
durumlarla karşı karşıya kaldığında etkinleşmektedir.
Olumsuz ve karamsar değerlendirmeler keyfi çıkarım, seçici
soyutlama, aşırı genelleme, abartma ve küçümseme şeklinde
düşünce kalıplarından kaynaklanmaktadır.
Keyfi çıkarım,
kişinin belirli bir ipucu ya da açık bir kanıt yokken
yaşantısından kendisiyle ilgili olumsuz bir kanıya
varmasıdır (örnek: yolculuğa çıktığında bindiği otobüsün
bozulması nedeniyle bir süre yolda kalan bir kişinin “ben
zaten çok şanssız bir insanım” şeklinde yorumlarda
bulunması).
Seçici soyutlama ise yaşantının bütünü üzerinde
değil de önemsiz sayılabilecek bir ayrıntısı üzerinde
durarak yaşantıyı değerlendirmedir (örnek: bir basketbolcunun
takımının yenilgisinden yalnız kendisinin kötü oyununu
sorumlu tutması).
Aşırı genelleme ise kişinin tek bir nedene ya da olaya
dayanarak kendi yetersizliği ve değeri konusunda bir kanıya
varması ve bunu genellemesidir (örnek: bir isteğine
arkadaşının hayır demesi sonrasında hastanın “beni kimse
sevmiyor” şeklinde duygu yaşaması).
Abartma ve küçümseme ise kişinin önemsiz bir başarısızlığı
aşırı büyütmesi ve başarıyı ise olduğundan daha önemsiz
göstermesidir (örnek: sınıfını büyük bir başarı ile geçen
bir öğrencinin bunun önemli bir şey olmadığını düşünmesi;
yalnız bir sınavdan başarısız not alan bir öğrencinin
kendisinin tembel bir insan olduğunu düşünmesi). Bu
düşünceler her hangi bir akıl yürütme süreci başlamadan
kendiliğinden (otomatik düşünce) kişinin kontrolü dışında
ortaya çıkmaktadır.
Bazı kişiler sahip oldukları
bu düşünce kalıbı (işlevsel olmayan şemalar) nedeniyle
kendisini, yaşadıklarını, dünyayı ve geleceği olumsuz ve
karamsar değerlendirmeye yatkındırlar. Bilişsel kuram bu
kişilerin kendilerini psikolojik olarak zorlayan bir olay
ile karşılaştıklarında bu düşünce kalıbının etkinleşmesi
sonucunda depresyonun geliştiğini ileri sürer.
|