|
Neden hep eski
günler, eski mutluluklar, eski coşkular daha kocaman ve daha
büyük, değerliymiş gibi gelir ve hep o dönemlere geri gitmek
isteriz?
Yeni keşiflerin, buluşların, farkındalıkların en masum, en
heyecanlı ve en sevgi dolu şekilde yaşandığı dönemdir,
çocukluk dönemi de ondan...
Çevremizde bize sevgi adına her şeyi vermek için hazırolda
bekleyen insanlardan oluşturulmuş bir korunan fanusdur,
yaşadığımız hayat da ondan... Bizim için elinden gelen her
şeyi yapan insanlarla dolu bir dönemi yansıtır çocukluk
dönemi...
Hep aldığımız, vermenin ne olduğunu dahi bilmeden,
isteklerimizin teker teker imkanlar dahilinde o minik
ellerimizin, avucumuzun içine bırakılmaya başlandığı
dönemdir, çocukluk dönemi...
Her yeni gün süprizlerle dolu, şaşkın bakışlar ve coşkuyla
doludur. Bilinmezliklerin hayatımızda bolca olduğu büyülü
bir dünyadır. Babaannemizin bahçesinde kuzenlerimizle
oynarken akşam karanlığında parıldayarak karşımıza çıkan
ateş böcekleriyle ilk karşılaşmamızın, üzerindeki renklerle
hayran hayran bakmamızı sağlayıp, dokunmak istediğimizde
kaçan kelebeklere ilk şahit oluşumuzun, dünyada minik minik
büyüleyici güzel şeyleri her geçen gün fark edip, bir
sonraki güne bilmediğimiz neyi öğrenebileceğimizin
heyecanıyla gittiğimiz dönemdir. İsteklerimiz
gerçekleştirildikçe mutlu olup, kendimizi değerli
hissettiğimiz, pembe bulutlar üzerinde uçtuğumuz dönemdir
çocukluk dönemi.
Annemiz, babamız,
amcamız, dayımız, teyzemiz, halamız, anneannemiz,
babaannemiz, dedemizin dileklerimizi gerçekleştirmek için
gözümüzün içine baktıkları dönemdir. Birinin kafası dalgınsa
bile diğerinin açığı fark edip bizim için hemen gerekeni
yaptığı dönemdir.
O kadar ayrıcalıklı bir dönemdir ki; Allah herkesin duasını
kabul eder ama çocukların dileklerini hemen gerçekleştirir,
diye öğrettikleri, İlk dişimizin çıktığında yastığımızın
altına melekler tarafından ertesi gün konulacak sürpriz
hediyelerin var olduğuna inandığımız, yılbaşında noel
babanın dileklerimizi gerçekleştirmek için ev ev gezerek
bütün dünyayı dolaştığını düşündüğümüz, hayatta istenilen
her şeyin gerçekleşebileceğine olan inancımızın maksimumda
olduğu dönemdir.
İstediğimiz ve dilediğimiz her şeyin gerçekleşeceğine, hiç
bir şeyi sorgulamadan kayıtsız şartsız inanırız. Çünkü
çevremizdekiler bütün dileklerimizi gerçekleştirmek adına o
kadar çok ellerinden gelen her şeyi yaparlar ki, Zannederiz
ki bütün hayatımız boyunca, tüm isteklerimiz biz bir şey
yapmadan gerçekleşecek. Adward Murphy'nin söylediği gibi
"Her şey yolunda gidiyor gibi duruyorsa senin dünyadan
haberin yok demektir." İşte çocukluk dönemi de öyle dünyadan
haberimizin olmadığı bir dönemdir ki, her şey yolunda
gidiyor diye düşündürür bize.
Yaşımız ilerledikçe, sorumluluklarımız arttıkça artık
almaktan daha çok vermeye başladığımız bir döneme gireriz.
Sevdiklerimiz için, istedikleri her şeyi gerçekleştirmeye ve
oldurmaya çalıştığımız dönemler başlar. Bazen öyle bir
noktaya geliriz ki, almak nedir unutur, vermeyle devam eden
bir akışın içinde buluruz kendimizi. Bazen olmasa da yoktan
var ederek oldurmaya ve vermeye çalışarak geçirdiğimiz
dönemler başlar. Çocuğumuz için, annemiz babamız için,
kardeşimiz arkadaşımız için… Verdikçe onlara bizim için ne
kadar değerli olduklarını göstermeye çalışır, dururuz. Bize
öyle öğretilmiştir çünkü. İsteklerimiz ve dileklerimiz
karşılandıkça, ihtiyaçlarımız görüldükçe çok değerli
olduğumuz hissettirilmiş ve öğretilmiştir. Dolayısıyla biz
de sevgimizi öğrendiğimiz şekilde göstermeye çalışırız.
Almak, veren kişi tarafından sevildiğimizi hissetmek olunca,
vermek de karşımızdakine sevgimizi hissettirmek diye
tanımlandırılıp, vererek sevgimizi göstereceğimize inanırız.
Bazen elimizde avucumuzda kendimize dahi yetecek sevgimiz,
enerjimiz ve gücümüz dahi yokken, değer verdiğimiz insanları
kaybetmemek için bir şeyler yaratmaya çalışırız.
Yapamadığımız noktalarda da çok öfkelenir, üzülür çaresiz
hissederiz.
İşte böyle enteresan
bir ayrım vardır, çocukluk dönemiyle yetişkinlik dönemi
arasında. Ve işte bu yüzden hep o çocukluk dönemlerine geri
gitmek isteriz. Amcamızın elimize bıraktığı çikolata bile o
kadar büyüktür ki, elimize sığmadığı için dünyanın en büyük
çikolatasına sahip olduğumuzu sanırız. Ya da dünyanın en çok
sevilen torunu, çocuğu yeğeni olduğumuzu düşünürüz.
Artık çocuk olmasak bile, bir yerlerde hep bizim için
yapılan şeylerin bizi ne kadar çok mutlu ettiğini anımsar
çocukluğumuzu özlemle yad ederiz. Vermek kadar almanın da ne
kadar değerli ve önemli olduğunu hatırlarız, ve aslında
birilerinin ne kadar büyümüş olsak da bizim için bir şeyler
yapmasını isteriz. Ve işte bu yüzden kocaman olsak da
yapılan sürprizler ve yeni keşfedilen bilinmezlikler her
zaman enerji ve mutluluk coşku katar hayatımıza, her ne
kadar ciddi ve sorumluluk sahibi yetişkinler olsak da…
Adile
Naşit'i hatırlar mısınız?
Ben zannetmiyorum ki, Adile Naşit'in 5 yaşındaki coşkusu ve
ifadesi 70 yaşındakinden farklı olsun… O kadar içindeki
çocuğu sevgiyle kucaklayıp bizlere ulaştırabilmiş biri ki;
işte o yüzden çocukluğumuzdan beri aklımızdan çıkmayan ton
ton komik teyzemizdir Adile Teyze… Hem teyze hem arkadaş hem
güvenilir bir kucak hem de nasihat eden bir büyükanne.
Zaman çok çabuk akıp gidiyor, bazen farkında olsak, bazen
farkında olmasak da, içimizdeki çocuk yaşımızın ilerlemesine
rağmen hep varlığını bizimle birlikte sürdürmekte. Onu yok
ettiğimizde içimizdeki coşku mutluluk heyecan da beraberinde
sönüyor. Tekrardan var edip, kucakladığımızda ise, bütün
dileklerimizin tekrardan gerçekleşebileceğine inanarak
hayata daha büyük sevgi ve coşkuyla sarılmaya başlıyoruz.
Çünkü inanıyoruz ve biliyoruz ki çocukların bütün dilekleri
kabul olur… Yaşları 30, 45, 56, 78 89 olsa bile…
Hayatınızda vermek kadar almanın da ne kadar önemli bir
gereksinim olduğunu unutmadan, her ne kadar eskisi gibi
ufacık bir çocuk olmasanız da içinizdeki çocuğun aslında siz
istemediğiniz sürece asla büyümeyeceğini unutmadan,
çevrenizdekilere mutlulukla verebildiğiniz gibi, onlardan
keyifle de alabildiğiniz ilişkilerin var olduğu,
dileklerinizin gerçekleşeceğine olan inancınızın en az
çocukluk dönemindeki kadar kuvvetli olduğu, sürprizlerin
hayatınızda her daim yer aldığı güzel bir yaşam geçirmeniz
dileğimle.
Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız
www.enatherapia.com

|