Büyük bir coşku ve heyecanla beklediğimiz bir
yeni yıla daha giriyoruz. Yeni yıldan neşe, mutluluk, huzur,
güzellik ve bolluk bekliyoruz. Her şeyin
değişeceği, her şeyin gönlümüzce olacağı günlerin
geleceği umudu içindeyiz. Sanki sihirli bir el bir anda
her şeyi değiştiriverecek.
Başka bir açıdan bakıldığında “yeni yıl”
kavramının insan zihninin yaratıcılığına güzel bir örnek
olduğu görülür: insanoğlu kendi kurguladığı bir şeyi,
kendisini belirleyen bir şeye dönüştürür. Tüm insanların
kullandığı önemli bir ruhsal savunma işlevi görür yeni yıl.
Sanki, başka bir gün, büyüsel bir yönü olan başka günler
başlayacaktır. Birçok kez yaşanmış olduğu bilinse bile değişmek için, dünyanın değişmesi için yeni
bir şans tanınmış gibi algılanır. Fakat bir yanılsama olsa da insan yaşamında
önemli bir yer tutar bu kurgulama. Bu algı bir yandan da insanoğlu
için yaşamını gözden geçirmesi için büyük bir şanstır.
Gelin, siz de gelen yıl ile ilgili
umutlarınızı bir kenarda tutun ve değişme gücünün yalnız
sizin elinizde olduğunu bilerek geçtiğimiz yıl
yaşadıklarınızı dürüstlükle, içtenlikle, kendinizi
kandırmadan gözden geçirin:
Geçip giden yıl
içinde hiç “iyi ki yaşıyorum, yaşamak ne güzel” diye
haykırdınız mı?
Bir tan vaktinde
yeni doğan güneşin uçsuz bucaksız bir ovaya gülümsemesine
katıldınız mı?
Ya yorgun argın
bir günde, bir akşam vakti, denizle buluşan güneşle
serinlediniz mi?
Gecenin karanlığı
çökmeden eşsiz lacivert renge bürünen gökyüzünde kayboldunuz
mu?
Yıldızların
dansına katıldınız mı?
Kır çiçekleri ile
birlikte yaşam coşkusu veren baharı karşıladınız mı?
Gökkuşağının
altından geçerken “adil bir dünya istiyorum” dileğini
tuttuğunuzda, sanki öyle oluverecekmiş gibi sevindiniz mi?
Her şeye rağmen
sizi yalnız bırakmayan dostlarınızın engin kollarına kendinizi
bıraktınız mı?
Miniminnacık bir
kediyle oynaştınız mı?
Suya düşen bir
arıya yardım elinizi uzattınız mı?
Yürümeyi yeni
öğrenen bir çocuğun coşkusuna katıldınız mı?
Dostluğun sevginin
paylaştıkça arttığını, acının ise paylaştıkça azaldığını
gördünüz mü?
O’nu gördüğünüzde
yüreğiniz bir kuş gibi çırpındı mı?
Eski Türk
filmlerini izlerken ağladınız mı?
Kendinize,
sevdiklerinize zaman ayırdınız mı?
Çocuğunuzun sevgi
dolu bakışı, sarılışı size her şeyi unutturdu mu?
Bir şarkı ya da
bir türkü alıp götürdü mü sizi kendi dünyasına?
Reklamda da olsa
birbirine kavuşan iki insan içinizdeki ayrılıkları
küllendirdi mi?
Sizi bu dünyaya
getirenin anneniz olduğunu en içten hissetiniz mi?
Hayatın hiç de
sandığınız kadar kolay olmadığını, onun güçlerinin de
sınırlı olduğunu görüp de babanızı affedebildiniz mi?
Bağlılığın en az
aşık olmak kadar güzel bir duygu olduğunu hissetiniz mi?
Dayanışma ve paylaşmanın
her şeyden daha değerli olduğunu, yaşamın dayanışma ve
paylaşma üzerine kurulu olduğunu fark ettiniz mi?
İyilik meleği hayatın
anlamının aslında sıradan gibi görünen yaşantılarda gizli
olduğunu kulağınıza fısıldadı mı?
.......
Güncelleme: 31.12.2011
Yazılı olarak
izin alınmadan alıntı yapılamaz.