|
İnsanın psikolojik gelişimindeki önemli dönemeçlerden biri
olan ayrılma bireyleşme dönemini tanımlayan Mahler’in
kuramının temel varsayımı “yenidoğanın dış dünyaya göre
ayarlanmadan doğduğu”, yani “insan yavrusunun biyolojik
doğumu ile bireyin psikolojik doğumunun çakışmadığı”dır.
İnsanın psikolojik doğumunu gösteren ayrılma bireyleşme
dönemi, çocuğun anneden psikolojik olarak ayrılmasını ve
kendini ayrı bir birey olarak algılamasını sağlayan,
dördüncü ayda başlayarak 36. aya kadar süren bir dönemdir.
Mahler’e (1968) göre; normal ayrılma bireyleşme “kimlik
duygusu”nun gelişmesi ve sürdürülmesi için en önemli
önkoşuldur. Bu süreç içinde ortaya çıkan
“yeniden yakınlaşma” krizi de evrensel olarak yaşanan olağan
bir krizdir. Kişinin bireyleşmesi yanında bu bireyleşmenin
içindeki tutarlılığı, bütünlüğü, sürekliliği, esnekliği ve
sağlamlığı, ayrıca benlik saygısının ve kendilik duygusunda
sürekliliğin oluşması ve gelişmesi bu krizin başarı ile
atlatılmasına bağlıdır. Ergenlik döneminde bu
zorlu sınava bir kez daha girilir. Bireyleşmenin
sağlanabilmesi, kalıcı bir kimlik duygusunun oluşumu ve
bağımsız bir birey olarak aile ve aile dışı sevgi
nesneleriyle olgun ve sağlıklı ilişkiler kurulabilmesi için
bu sınavın ergenlikte de başarılması gerekmektedir.
Ergenlik dönemi, kişinin yetişkinliğe geçişini ve bir birey
olmasını sağlayan, büyük değişim ve gelişimlerin yaşandığı
bir dönemdir. Ergenlik
ortalama 12-22 yaşlar arasındaki bir dönem olarak tanımlansa
da
dönemin sonlanması genellikle belirsizdir. Özellikle
üniversite eğitimi nedeni ile ergenliğin tamamlanması da
gecikmektedir. Çünkü bu yaş gurubunun çoğu aileye bağımlı
olarak kalmaktadır. Ergen, bir yandan genel ya
da mesleki eğitimine ve öğrenimine devam eden kişidir.
Bu dönemin en önemli özelliği, biyolojik ve psikolojik
yeniden yapılanmaların gerçekleşmesi, benlik ve kimlik
duygusunun gelişiminin sağlanmasıdır. Ergenin
birey olabilmesi için çocukluktan vazgeçmesi ve ebeveyninden
psikolojik olarak ayrılabilmesi gereklidir. Ebeveynden
ayrılmayı başarabilmek kimlik duygusunun oluşumunu ve
sorumluluk alabilme becerisini geliştirir.
Blos (1967) ergenliğin başlıca görevinin “ikinci bireyleşme”
olduğunu vurgulamaktadır. Bu da içselleştirilmiş ebeveyn
tasarımları ile olan bağın çözülmesi ile olanaklıdır. Bu
tasarımlarından bağımsızlaşmayla gelen ilk coşku, iç
nesnelerin kaybını izleyen depresif bir duygulanımla
bütünleşir. Bu
süreçte yaşanan ikinci “yeniden yakınlaşma krizi”nde ise
anneden ayrılma isteğiyle birlikte ondan ayrı olmanın
verdiği acı sonucunda görülen depresif duygudurum ikinci
bireyleşme döneminin temel özelliklerindendir.
KAYNAK
Yrd. Doç. Dr.
Oryal Taşkın, Uzm. Dr. Ebru Gürlek Yüksel, Prof. Dr. Erol
Özmen
Anadolu Psikiyatri Dergisi
2009; 10: 174-180
(Yazarlardan yazılı izin
almadan alıntı yapılamaz) |