|
Batı toplumlarında 20. yüzyılın 2. çeyreğinden sonra
başlayan geleneksel toplumsal yapıdaki değişim, 1990’lı
yıllardan itibaren Türk toplumunda da etkisini hızla
göstermeye başlamıştır. Özellikle son 10 – 15 yılda
görülen hızlı değişim, geleneksel toplumsal yapımızdaki
temel karakterler olan; büyükbaba ve büyükanne, anne ve
baba ile çocukların tipik statü ve rollerini hızla
değiştirmeye devam etmektedir.
Kadının çalışma hayatına hızla girişi, annelik rolünü
değiştirmemesine rağmen, kadının ve annenin algılanışını
değiştirmiştir. Çalışmaya başlayan kadın, annelik statüsü
ve rolünün dışında kadın olarak yer edinmeye başlamış ve
kadın statüsünün ataerkil bir toplumda önem kazanmasına
yol açmıştır. Koruyucu yasal düzenlemeler yanında,
kazanılan ekonomik özgürlüğün başını çektiği bu değişim
beraberinde elbette sosyal ve ekonomik tüm alanlarda
eşitlik, iş paylaşımı, güç ve sosyal statü kazandırmıştır.
Bu kazanımların bir sonucu olarak da anne olmanın dışında;
bir kadın, bir ticaret erbabı, bir politikacı, bir
sanatçı, bir aile reisi, bir yönetici, statüsü yüksek bir
meslek mensubu, bir bilim kadını, vs. meydana getirmiş ve
bunların nitelik ve niceliği de gün geçtikçe kadınlar
lehinde artış göstermektedir.
Bu tür değişimler; hem kadının kendine, hem de erkeğin
kadına olan bakışını değiştirmiştir. Kadın açısından daha
önce kendine yakıştıramadığı, uygun görmediği veya
başaramayacağını düşündüğü bir tarz ve stil oluşturması
kendini dahi şaşırtmış, belki de bulunduğu noktada bir
şaşkınlık yaşanmış ve yaşanmaya da devam etmektedir. Erkek
açısından; evinin içinde sürekli görmeye alıştığı, iş
olarak annelik dışında farklı bir rolün biçilmediği, her
zaman yumuşak, nazik, şefkatli, masum ve bunlarla sıklıkla
bağdaştırıldığı gibi zayıf ve güçsüz kadın artık yavaş
yavaş değişmeye başlamıştır. Bunun yerine anne olabildiği
gibi, bir iş kadını da olabilen; şefkati, merhameti ve
zerafeti yanında hırs, ciddiyet, disiplin ve acımasız
rekabet gücüne de sahip olabilen bir kadın görmektedir.
Gittikçe zorlaşan iş yaşamında hemcinsleri dışında ikinci
bir güçlü rakip grubu oluşmakta, daha önceleri tek başına
sahip olduğu gücünü paylaşmak ve ortak anlaşma noktaları
bulmak zorunda kalmakta, zaman zaman da bu güç karşısında
uyma davranışı göstermektedir.
Her alanda olduğu gibi kazanılan hakların da elbette bir
sorumluluğu da oluşmuştur. Bu sorumluluk veya tabiri
caizse bedel, hem değişime karşı diğer aktör olan erkeğin
bir direnişi; hem de kadının değişen şartlara karşı
kendini tam adapte edememesinden kaynaklanan bir uyum
sorunu gibi görünmektedir. Adı ne konulursa konulsun, bu
sonuç her iki aktörün de hayatını çok da olumlu yönde
etkilememektedir. Hayatın ana faktörleri olarak kadın ve
erkek, birbirlerine karşı olan davranış tarz ve şekilleri
konusunda ortak bir yol oluşturamamış, paylaşımın oran ve
şartlarını belirleyememiş; kısaca hayatın sorumluluğunu
paylaşma açısından karşılıklı destek son derece
azalmıştır. Böylece ortaya tipik bir güven sorunu ve buna
bağlı psikososyal patolojik sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
İkili ilişkiler de elbette bu tablodan nasibini alacaktır.
Kadınlar ve erkekler birbirlerine kuşku ile yaklaşmakta,
artan beklentileri karşılıklı olarak karşılayabilecek
paylaşımı sağlayamamakta, birlikte yaşama ilişkin asgari
standartları oluşturamamakta, elmanın iki yarısı olması
gereken taraflar; iki farklı kutup olarak birbirine
yaklaşamamaktadır.
Evlilik oranlarındaki düşüş, azalan doğurganlık sayısı,
ayrılma sayılarındaki dramatik yükseliş ve en önemlisi de
paylaşılan ortak değerlerimizdeki kayıp, bize beraber
yaşayamadığımızın kanıtı gibi görünüyor. Özellikle
parçalanmış aileler ve onların kader kurbanı sorunlu
çocukları, geleceğimizi tehdit eden büyük tehlikelerden
biri olarak karşımızda duruyor. Bunlara ek olarak; yalnız
yaşayan bireylerdeki artış, bireyselleşme ve içe dönüşün
yoğunlaşması, sosyalleşmesi ile insani kimliği belirlenmiş
insanın tekrar asosyal bir tarza bürünmeye başlaması ve
mutsuz kalabalıklar.
Peki bize vaat edilen 21. yüzyılın getireceği nimetler
neler ve onlara ne zaman ulaşacağız? Eğer ulaşırsak, daha
mutlu bir hayata kavuşacağımızı kim garanti edebilir,
mutsuz ilişkilerle…
Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)
Bilted Psikiyatri & Psikoterapi
Polikliniği
Olgunlar Sokak, No:2/13 Bakanlıklar
Tel: 0 312 417 00 79

|