|
Obsesif Kompulsif Bozukluğu hastalığı olanların sayısı,
Türkiye’de tam olarak tespit edilmemişken, bu rakam
Almanya’da bir milyondan fazladır. Araştırmalara göre
toplam nüfusun sadece % 10 -15 lik kısmı, hayatları
boyunca bu hastalığın belirtilerini hiç göstermemektedir.
İndiği merdivenleri tekrar çıkarak kapıyı örtüp
örtmediğini kontrol etme, diğerlerine göre her şeyi daha
düzenli yapma, daha fazla şüphecilik ve ikilem, düşünce ve
davranışlarında tereddütte kalma, düşüncelerine zaman
zaman hayret etme, amaların önemi gibi davranış ve
eğilimler, sık karşılaşılan sağlıklı bireylerdeki davranış
farklılıklarıdır. Bu tür davranışlar ve bireyler arası
farklılıklar, kişilik ve düşünce yapımızın yansımasıdır.
Ancak eğer bütün bunlar aşırı derecede gerçekleşiyorsa, en
istekli olunan zamanlarda bile anlamsız kalıyorsa, günlük
hayatı ve fonksiyonlarımızı aksatıyorsa, bu durumda
obsesif kompulsif bozukluktan söz edilebilir.
Obsesif kompulsif bozuklukların iki yönü ve iki şekli
bulunmaktadır ki; bunlar hastalığın ifade edilişinde de
yer almaktadır. İstem dışı ortaya çıkan, kişiye yabancı ve
onu rahatsız eden, negatif olarak değerlendirilecek anlama
sahip, bilinçli çabalarla atılamayan, sürekli tekrarlanan
düşüncelere
Obsesyon (Saplantı) denir.
Düşüncelerimizi çok ender durumlarda kontrol edebiliriz,
birşeyleri düşünmemeyi başarmak oldukça zordur. Beynimiz
bilgisayar değildir ve kolaylıkla bilgileri silemeyiz.
Eğer biz belirli düşünceleri düşünmeyi önlemeye var
gücümüzle çalışırsak, bu tür düşüncelerin zihnimize
yerleşmesine ve sürekli tekrarlanmasına yol açarız.
Obsesyon dediğimiz bu tür düşünceler hemen hemen her zaman
üzücü ve rahatsız edicidir ki, hastanın bu düşünceleri
önleme çabaları genelde başarısız kalacaktır. Düşünceler
her ne kadar istemsiz ve irade dışı olsa da, genellikle
nahoş ve sevimsiz bulunsa da, kişinin kendisine ait olarak
yaşanmaktadır. Bunlar bireyleri huzursuz ve gergin bir
hale getirerek, davranış ihtiyacı ortaya çıkarır ki, kısa
süreli bir normalleşme ve rahatlama sağlamaya yöneliktir.
Bu tür düşünceleri atmak veya ortadan kaldırmak için
yapılan istem dışı davranış ve hareketler de
Kompulsyon (
Zorlantı)
olarak adlandırılmıştır ki, tekrarlayan ve rahatsız edici
düşüncelerin ortaya çıkışını bitirir. Ancak bu sonlanma
mevcut durumun iyileştirilmesi anlamında sadece kısa
süreli bir rahatlama sağlar. Bu kısa süreli rahatlamanın
ortaya çıkışı, davranışların da tekrarlanmasına yol açar
ki, bu da kompulsyonların yerleşmesine imkan
sağlayacaktır. Daha da önemlisi, hastalığın gelişim
sürecinde hasta, koşulları önlemeyi, obsesyon yada
kompulsyonları ortaya çıkarmayı öğrenir. Kompulsyonlar
yada tekrarlayan davranışlar, sürekli tekrarlanmak
zorundadır. Bu davranışlar ya uygun ve kabul edilebilir
bulunur yada, yararlı görevleri yerine getirmeye yardımcı
olur.
Hastalık bireylerde sadece obsesyon yani düşünce olarak
bulunabildiği gibi, obsesyon ve kompulsyonlar ile beraber
de yer edinebilir ki, sıklıkla bu ikinci türü
oluşmaktadır.
Bu tür bir rahatsızlık durumunda, kişi yemekten önce yada
tuvalete gittikten sonra bakterileri yada kirliliği yok
etmek için ellerini iyice yıkamakla kalınmaz, saatlerce
elleri yıkamak için zaman harcar. Sıklıkla ellerindeki
deriler örselenene kadar bu işlemlere devam eder. Konserve
şişelerini dolapta tam olarak uygun yerine koymak için
saatler harcayarak, korkularını önlemeye çalışır. Oturduğu
binanın etrafını akşamları 4 tur yaparak, herhangi bir
kaza olmadığını kontrol etmektedir. Bu rahatsızlığı olan
bireyler, yapmalarının zorunlu olduğu hareket yada
davranışları tam olarak yerine getiremezlerse, panik
haline girerek, kendileri üzerindeki kontrolü kaybetmekten
korkarlar. Bazıları yasaklanmış düşüncelerin
gerçekleşmemesi için sürekli dua etmek zorundadır,
bazıları ise diğer insanlara kötü bir şeyler yapmaktan
sürekli korku duyarlar. Küçük kırmızı bir noktayı kan
lekesi olarak düşünüp, bu kan lekesinden bulaşıcı
hastalıklar bulaşabileceğini düşünür. Kapı kolunu
tutmaktan yada birinin elini sıkmaktan mikrop taşıdığı
korkusuyla kaçınırlar. Eğer bunlar olmuşsa, muhakkak
ellerini yıkamak zorunda hissederler. İçlerinde
huzursuzluk ve korku oluşur. Bu huzursuzluk ve gerginliği
azaltmak için, ellerin yıkanması gerekmektedir. Bazı
durumlarda da huzursuzluk ve gerginlik sadece tekrarlayan
düşüncelerle kendisini gösterir ve kişi, sayılar veya
zihninde tekrarlayan düşünceleri engellemeye çalışır. Bu
türden tekrarlayan düşünce yada davranışlar, birey
tarafından sıklıkla yapıldığında, kısa süreli bir
rahatlama ve tatmin oluşmasına rağmen, maalesef temel
korkuların kronikleşmesine ve yerleşmesine sebep
olmaktadır: “Eğer ellerimi yıkamayacak olursam, AİDS bana
bulaşır” veya “Eğer sadece 13’e kadar sayarsam,
rahatlayabilirim”. Bu şekilde tekrarlana tekrarlana
durumlar daha da kötüleşir, tekrarlayan davranış yada
düşünceler artar ve kompulsif davranış çıkmazı başlamış
olur.
Bu tekrarlayan davranış veya düşünceler sıklıkla koruyucu
olarak kabul edilir. Obsesif kompulsif bozukluğu olan çoğu
kişi, hayatlarını büyük oranda kısıtlamış ve
engellemelerle donatmışlardır. Ağır kompulsif bozukluğu
olanlar genellikle çalışamaz ve ikili ilişkilerini de
düzenli ve sağlıklı olarak yürütemezler. Genelde tüm günü
kompulsif davranışlar yoluyla belirlenmektedir. Kontrol,
yıkama, çeşitli tür ve şekillerdeki tekrarlayan
kompulsyonlar ve korkuları ile, ikincil olarak bunlara
eşlik eden depresyon bireylerin hayatını yaşanmaz hale
getirmekte, tüm gününü bu şekilde belirlediği gibi, çoğu
zaman geceleri de bu bozukluk nedeniyle rahat
geçirilmemektedir. Bu hastalar sıklıkla korkuları ve
tekrarlayan davranışları tarafından hapsedilmiş durumdadır
ve başka bir şey de yapabilecek durumda değildir.
Panik atak ve obsesif-kompulsif bozukluklar, sıklıkla
beraberlerinde depresyon geliştiriler (Belirli bir anda %
30 – 40, hayat boyu ise % 50 – 60, bazı verilere göre ise
% 70 oranında depresyon gelişir). Obsesif kompulsif
bozukluklarla beraber % 50’ye yakın oranda kişilik
bozuklukları da görülür. Bunlar sadece obsesif kompulsif
kişilik bozuklukları olmayıp; korku, bağımlı, pasif –
agresif, seyrek olarak histrionik ve borderline kişilik
bozuklukları görülür. Obsesif kompulsif bozuklukluğu
olanlar herşeyden önce korku ve çekingenlik özellikleri
gösterirler. Kendilerine olan güven duygusunun azlığı,
sosyal tanınma ve kabul ihtiyaçlarının çok belirgin bir
şekilde kendini göstermesine neden olur. Yalnız kalma ve
terkedilme korkuları nedeniyle kişisel ihtiyaçlarını,
diğer sosyal ihtiyaçlarının altına alarak, verici bir
davranış içine girerler.
Kompulsyonlar ile bağımlılıklar arasında, aynı sürecin
tekrarlanmasına yönelik güçlü bir baskı nedeniyle,
benzerlikler bulunmaktadır. İkisinde de hastalık
derecesinde kusur bulunduğuna ilişkin bilinç mevcuttur.
Bağımlılıkların daha fazla kişiye özgü olması,
kompulsyonların çoğunlukla anlamsız bulunması, ikisi
arasındaki farkı oluşturur.
Obsesif kompulsif bozuklukların yarısından fazlasında
sorunlar, çocukluk çağında başlamaktadır. Ortalama olarak
ilk teşhis 9 yaşından sonra konulmakta, herhangi bir
tedavi görmedi ise 17 yaşından sonra çok daha belirgin bir
hale gelmektedir. Mümkün olan en erken dönemde teşhis
edilmesi, uygun antidepresanların davranışçı terapilerle
beraber tedavide kullanılması, çoğunlukla çözüm
sağlayabilmektedir. Psikoterapilerde hastalar,
davranışları tekrarlamadan korkularını kontrol altına
almayı öğrenirler. Özellikle bu bozukluklarda kullanılan
antidepresanlar, sinir iletim bölgelerindeki enzimler
üzerinde etki sağlayarak, bu enzimlerin düzeyini
normalleştiriler. Maalesef bir çok hasta utanma ve çekinme
nedeniyle tedaviye gelmemekte veya yanlış ve yetersiz
tedavi görmektedir.
Genellikle hastalık zararsız ve basit belirtilerle başlar.
Teşhis koymaya yetmeyen basit belirtiler, sağlıklı
bireylerde bile oldukça sık görülebilir.
Obsesif Kompulsif
Kişilik Özellikleri
Obsesif kompulsif kişilik özelliklerinde, kişiye ve
karakterine özgü olan kontrol davranışı ön plandadır.
Bireyler bu davranışlarından dolayı kendileriyle gurur
duymakta, çoğu zaman da diğer insanların aynı konularda
benzer şekilde davranmadıklarını da anlayamamaktadır.
Obsesif kompulsif bozukluğunda kişiler, düşünce ve
davranışlarından rahatsızdırlar. Obsesif kompulsif
kişilikte ise, ikilem duyguları, mükemmeliyetçilik,
abartılmış titizlik, sürekli kontroller, inatçılık ve
iddiacılık, dikkatlilik ve katı tutumların yer aldığı bir
kişilik bozukluğundan söz edilmektedir. İstenmeyen ve
rahatsızlık verici düzeyde düşünce yada uyarılar ortaya
çıkabilir, fakat bunlar obsesif kompulsif bozukluktaki
kadar ağır değildir. Kişilik bozukluğunda bireyler
genellikle (obsesif kompulsif bozukluğunun tam tersi bir
şekilde) çevrelerinden rahatsızlık duymaktadırlar.
Sık Karşılaşılan
Obsesif Kompulsif Bozukluklar ve Düşünce – Davranışlarına
Özgü Örnekleri
Bulaşma:
(Tehlikeli bulunan kir, mikrop, ürin, pislik, kan, ışın,
zehir gibi zarar vermesinden korkulan maddelerle kontakt)
Buna ilişkin obsesif düşüncelere örnek olarak; berberin
fırçası yada tarağı AİDS virüsü taşıyor düşüncesi
verilebilir. Bu düşünceye yönelik Kompulsyon ise; AİDS
virüsüne ilişkin tahlil yaptırmak, el ve saçları yıkamak,
diğer insanların elledikleri yada dokunduklarını
düşündükleri herşeyi steril bir şekilde temizlemek.
Fiziksel Şiddet:
(Kendisine veya başkalarına, kendisinin veya başkalarının
zarar verebileceği). Bununla ilgili obsesif düşünce;
bebeğime kötü bir şey yapacağım, kompulsif davranış ise;
bebği veya çocuğu ile yalnız kalamama, bıçak ve plastik
torba gibi, zarar vermede kullanabileceği eşyaları ortadan
kaldırma.
Ölüm:
Ölüm ile ilgili obsesyona; sevgilisinin veya eşinin
ölebileceği düşüncesi, kompulsyona da; bu kişinin sürekli
yaşadığının kontrolü örnek olarak verilebilir.
Tesadüfi
Şanssızlıklar: Örneğin; kazalar, hastalık,
vb. Bu alanlara yönelik obsesyonlara; araba ile birine
çarpabileceği düşüncesi, kompulsyon olarak da; hastane
yada polisi aramak, yolu tekrar gidip gelmek örnek olarak
verilebilir.
Uygunsuz Sosyal
Davranışlar (Örneğin; müstehcen şeyler
söylemek, kontrolü kaybetme korkusu) Bu konuya ilişkin
obsesyonlara örnek olarak; ahlaksız şeyler söyleme
düşüncesi, kompulsyon olarak da; kontrolü elinde tutma
denemeleri, sosyal ortamlara girmeyi engelleme, sürekli
olarak başkalarına; davranışının belirli durumlarda kabul
edilebilir olup olmadığını sorma verilebilir.
Cinsellik
(Uygunsuz bir şekilde seksüel organları ile meşgul olma,
kabul edilmeyen seksüel davranışlar). Bu alana yönelik
obsesif düşüncelere; birilerine tecavüz etme düşüncesi,
kompulsif davranışlara ise; potansiyel kişilerle aynı
ortamda yalnız kalamama örnek olarak verilebilir.
Din
(Örneğin; Tanrı’ya küfretme, dini ikilemler) Bu
alana ilişkin obsesif düşüncelere; Tanrı’nın yok olduğu
veya inaç yokluğu, kompulsyonlara ise; sürekli dua etmek,
dini yardım arama, vb. örnek olarak verilebilir.
Düzenlilik
(Örneğin; eşyaların doğru yerlerinde olma
zorunluluğu, davranışların doğru bir tazda (belirli bir
örneğe uygun veya belirli sıklıklarla) yapılması). Bu
alana ilişkin obsesyonlara; eğer dişlerimi doğru bir
şekilde ve düzende fırçalamazsam, doğru yapana kadar
tekrar önden başlayarak devam etmeliyim, kompulsyonlara
ise; bir davranışın aynı sıklıkta tekrarlanması veya
yapılması, tekrarların kendini iyi hissedene kadar
sürdürülmesi. Bu kategorideki tekrarlayan davranışlara,
kötü yada berbat düşünceler sonucunda yapılan hareketler
de eklenmelidir. Merdivende iken aklına kötü düşünceler
gelen bir hasta, tekrar iyi veya olumlu düşünceler gelene
kadar merdiveni inip çıkmaya devam ediyor olabilir.
Kaybetme:
Sağlıklı bireyler için bile önemli bir şeyleri kaybetme
korkusu yada cüzdanının yerinde olup olmadığını kontrol
etme davranışı anormal değildir. Bazı obsesif kompulsif
hastalar böyle düşünceler ve devamındaki kontrollerle
saatler boyunca ayrıntılarla uğraşabilirler. Örneğin bir
hasta, giyim eşyalarını yıkamak üzere banyoya
getirdiğinde, yıkamaya atmadan önce ceplerinde önemli
şeyler unutmamak için bir ceketi veya pantolonu 30 kez
kontrol edip, çırptığını ifade etmektedir. Bir diğeri
parayı defalarca kontrol edip silkeledikten sonra, başka
bir kağıt paranın yapışık olmadığınına kesin inanmasından
sonra kağıt parayı bir başkasına verebilir. Bu bireyler
için alış veriş neredeyse imkansız hale gelebilmektedir.
Anlamsızlık:
Örneğin; anlamsız ifadeler ve deyimler, resimler,
melodiler, kelimeler ve sayılar. Bu kategoriye ilişkin
obsesyonlara; bir iş yaparken (örneğin kitap okurken), bir
televizyon serisinin melodisinin işitilmesi örnek olarak
verilebilir. Aynı obsesyona yönelik kompulsyon ise;
kafasında bu melodi yok olana kadar parağrafın tekrar
tekrar okunmasıdır.
Bilgi Gizliliği:
Daha önce gözden geçirilmiş diğer korkular gibi, kişisel
ve özel bilgilerin suistimal edilme korkusunu içeren
obsesyon ve bunu takip eden kompulsyonlar da
azımsanmayacak kadar çoktur. Göndermek istediği bir
mektubun bir yabancı tarafından ele geçirilerek görülme
düşüncesi, evine gelen misafirlerin kişsel ve özel
bilgilere ulaşabileceği korkusu bu tür obsesyonlara örnek
verilebilir. Bu tür kompulsyonlara ise; sürekli kişilerin
takibi, özel veya kişisel bilgileri saklamak için saatler
süren çabalar verilebilir.
Bir çok hasta, obsesyon ve kompulsyonları hakkında
konuşmaktan hastalık derecesinde korkarlar. Bu tür
konuşmaların hastalıklarını daha kötüye doğru
götüreceğini, daha gerçek bir hale getireceğini ve hatta
düşüncelerini gerçeğe dönüşebileceğine inanırlar. Burada
düşünce ve davranış veya hareketleri birbirinden ayırt
etmemiz gerekmektedir. Biz kendiliğinden ortaya çıkan
düşüncelerimizi kısa dönemde çok az kontrol edebiliriz.
Eğer bir düşünceyi bastırmayı denediğimizde, bu düşünceyi
kafamızdan atmamız neredeyse imkansız hale gelir.
Dolayısıyla bir düşünce ile sürekli meşgul olmak, bu
düşüncelerin iyice yerleşmesini sağlamaktadır. Bu nedenle
biz düşüncelerle nasıl yaşanabileceğini öğrenmeliyiz.
Öncelikle beraber yaşamayı öğrenebilmenin ilk şartı, bu
kendiliğinden ortaya çıkan düşüncelerimizi kabul etmeyi
öğrenmeliyiz. Bu düşünceler genellikle duygularımız ile
ilgili oldukça sınırlı bilgi içermektedir. İstenmeyen bu
obsesif düşünceler; bir başkasının sperminin bulaşması
düşüncesinde olduğu gibi, oldukça utanç verici de
olabilir. Özellikle çok sayıda kompulsif davranışların yol
açtığı ağır problemleri olan hastalar, bu
kompulsyonlarının fazlalığı nedeniyle utanç içinde de
olabilirler. Tekrarlayıcı düşünceleri, kontrolü kaybetme
korkuları yaşatabilmesine rağmen, hastaların çoğu bu
saplantılı düşüncelerinin anlamsız olduğunun
farkındadırlar.
Hastalar bazen sahip oldukları bu tekrarlayıcı ve
rahatsızlık veren düşüncelerinin şizofreni hastalığının
bir işareti olduğunu düşünerek korkuya kapılırlar. Eğer
obsesif düşünce yada uyarılar şiddet yada diğer yasal
olmayan ve ahlak dışı objeler içeriyorsa, genellikle
hastalar terapist yada doktorlarının bunları bilmesi
durumunda, kendileri hakkında suç duyurusunda
bulunacakları ve hapse girebilecekleri korkusunu yaşarlar.
Şizofreni gibi psikotik rahatsızlıklarda, obsesif
kompulsif bozuklukların tersine, gerçeklik ve kendi
düşünceleri arasında bir ayırım yapılamaz. Tedavi
edilmemiş akut şizofreni hastası; komşusu tarafından
elektrik şoku ile kendisine zarar verileceği yada
diğerlerinin kendi düşüncelerini rahatlıkla okuyabileceği
ve düşüncelerini etkileyebileceği saplantılarını, tam bir
gerçek olarak değerlendirir. Obsesif düşüncelere sahip
olan kişi, en azından geçici olarak da olsa, bu
korkularının abartılı olduğunun farkındadır.
Obsesif Kompulsif
Bozukluktaki Karekteristik Özellikler
- Genellikle davranış yada hareketlere bir korku duygusu
eşlik etmemekte, bunun yerine tiksinti ve nefret duygusu
yer almaktadır. Sıklıkla hastalarda sinirlilik veya hafif
bir felaket ifadesi ortaya çıkmaktadır. “Eğer kompulsif
davranışları yerine getirmezlerse ne olabilir” sorusuna
hastalar, belirgin ve somut bir cevap verememektedir. Bir
hastalığın kendilerine bulaşma korkusu gibi bir obsesyonu
olan hasta, aslında bu korkusu ile davranışlarını rasyonel
( ikincil Rasyonelizasyon) hale getirmeye, kendisi ve
gösterdiği davranış şekli için makul bir neden oluşturmaya
çalışmaktadır.
- Problem, sorumluluğu alabilecek bir başka kişinin
varlığı durumunda ortadan kalkar.
- Hastalar obsesif kompulsif oluşan durumlarda bütünlük
duygusunda azalma ve parçalanmışlık hissi duyduklarını
ifade etmektedirler. Bunun dışında herşeyin gözünün önünde
yokolduğu veya kaybolduğu bir tür dalgınlık ifade
etmektedirler. Örneğin; ellerin otomatik olarak hareket
ettiği hissi gibi.
- Hastalar uygulayabilecekleri tüm kriterlerin, örneğin;
bir davranışın tamamlandığına ilişkin değerlendirmede,
kendilerine çok mesafeli ve abartılı geldiği hissine
kapılmaktadır.
- Hastalarda davranış belleği bozulmuştur. Yapılan ve ön
görülen davranışları birbirinden ayırmada zorluk
yaşayabilirler. Bu daha derin kognitif bir bozukluğa
işaret ediyor da olabilir.
- Hastalar konuşma, ritim veya duvarlarda ok gibi yardımcı
işaretler geliştirerek, kompulsyonlarını mümkün olduğunca
tam ve mükemmel yerine getirmeye çalışırlar.
- Kritik davranışların yapılmasının ardından, bir takım
gerginlikler ortaya çıkarak, hastanın dikkati bunlara
yönelir: “Belki tam olarak doğru yapamadım”. Bunun üzerine
davranışı tam olarak doğru yaptığına dair içsel bir
açıklık ve rahatlama oluşuncaya kadar davranışı
tekrarlamaya devam eder. Böylece kişi davranışı gerçekten
ve doğru olarak yaptığına dair güven duygusuna ulaşmaya
çalışır.
- Genellikle etrafında bulunan birileri, güven duygusunun
oluşması için, hastanın sterotipik sorularına cevap vermek
zorundadır. Bazı durumlarda hastalar kendilerini uyaracak
ve kompulsyonlardan çıkmalarına yardımcı olabilecek
uyarıcı niteliğinde kendilerini basit düzeyde yaralayıcı
araç-gereç ve madde kullanabilirler.
- Hastaların kontrol davranışları niceliksel değil,
niteliksel olarak farklıdır. Bir okb hastası etrafını
kontrol davranışını, kendinden veya başkalarından
oluşabilecek belirgin bir zararı önlemek için değil,
tehlikenin yayılma duygusunu aşmak için yaparlar.
- Hastalar onlara; neden gerekli olmadığını yada günde
yüzlerce kez ellerini yıkamalarının gereksiz olduğunu
kanıtlama veya ispatlama çabalarını boşa çıkarır ve
dikkate almazlar.
- Kontrol kompulsyonları oldukça yavaş ve sinsice
ilerleyen bir tarzda ortaya çıkarlar. Bulaşma ve pislenme
korkuları ile bunlarla ilişkili temizlik kompulsyonları
ise genelde ani bir başlangıç gösterir.
Obsesif Kompulsif bozukluk ne yazık ki nadir rastlanan bir
rahatsızlık değildir. Toplumun %1 – 2 si bu hastalıktan
etkilenmektedir. Üstelik bu hastalardan çoğu ya tedavi
olmamakta yada yetersiz tedavi uygulandığından sürekli bu
sorunla yaşamak zorunda kalmaktadır. Epidemolojik
çalışmalar bu hastalıkta ömür boyu yakalanma riskinin tüm
toplumda %2,5, 1 yıllık süreç içinde ise %1,5 – 2,1
olduğunu göstermektedir. Erkeklerde ortalama başlangıç 6 –
15 yaşlarına dayanmakta iken, bayanlarda başlangıç yaşı 20
– 29 arasındadır. Tedavi edilmediğinde kronik bir hale
dönen hastalık, gün geçtikçe de belirtilerini
kötüleştirmektedir. Bu hastalıkla beraber bazen; fobiler,
tik bozuklukları ve depresyon da ortaya çıkabilmektedir.
Dr. Ahmet Türker (Klinik Psikolog)
Bilted Psikiyatri & Psikoterapi
Polikliniği
Olgunlar Sokak, No:2/13 Bakanlıklar
Tel: 0 312 417 00 79

|